|
| AK PARTİ Genel Merkezi |
AK PARTİ MİLLETVEKİLİ ADAY LİSTESİ
AŞAĞIDAKİ LİNKE TIKLARAK AK PARTİ MİLETVEKİLİ ADAY LİSTESİNİ GÖREBİLİRSİNİZ http://vekilblog.com/akpartigenelmerkezi/Secim+Meydanlari
21.04.2007 BAŞBAKAN ERDOĞAN, BURSA HIZLI FERİBOT İSKELESİ’Nİ HİZMETE AÇTI
05:40, 2007-Apr-22
.. Link
Başbakan Erdoğan, Bursa Büyükşehir Belediyesi tarafından yaptırılan Bursa Hızlı Feribot İskelesi açılış törenine katıldı. Başbakan Erdoğan, törende yaptığı konuşmada, artık Türkiye'nin ufkunun açıldığını, Türkiye'nin bahtının da açık olduğu söyledi. Bunun Türkiye'yi dünyanın zirvelerine taşıyacak olan tablo olduğunu söyleyen Başbakan Erdoğan, şunları şöyle konuştu:
'Gelinen bu noktanın kıymetini bilmek, istikrarımızı, enerjimizi, istikametimizi korumak mecburiyetindeyiz. Önümüze çıkan engelleri hep birlikte aşmak zorundayız. Provokasyonlara gelmeyeceğiz, tuzaklara düşmeyeceğiz. Dimdik durarak, yere sağlam basarak, birlik ve beraberliğimizi koruyarak ilerlemeye devam etmek dışında bir seçeneğimiz yoktur. Bu ülkenin ahengini bozmak, huzur ve istikrarımızı zedelemek için ortaya konan bütün faaliyetler milletimizin çelikten iradesine çarparak parçalanacaktır. Malatya'da işlenen hain cinayeti 72 milyon kişi tek bir bütün olarak nefretle kınıyoruz. Elbette bu bu tür menfur olayların arkasında derinliği araştırılması gereken örgütlü çeteler, örgütlü odaklar bulunması ihtimali her zaman vardır. Herkes emin olsun ki bu araştırmalar titizlikle yapılmıştır, yapılmaya devam etmektedir. Ama bütün bunların ötesinde gencecik insanların nasıl olup da böyle kanlı, böyle vahşi planlara alet olabildiklerini araştırmak da bizim görevimizdir. Bu gençlerin ideallerle dolu olması gereken zihinlerinin nasıl olup da bu kadar karartıldığını iyi düşünmemiz lazımdır. Gençlerimize öz değerlerimizi, insani değerlerimizi iyi aşılamamız, onları bu noktada iyi yetiştirmemiz gerekmektedir. Kanunları hiçe sayan bir kahramanlık kültürüyle bizim işimiz olamaz. Başkalarının yaşamına kasteden bir zihniyetle bizim işimiz olamaz. Bunları kim yapıyorsa bu ülkeye ihanet ediyor. Bunların maşaları da iyi bilsinler ki Türkiye'nin kurulmuş olan bu tuzaklara karşı, bu tezgahlara karşı duruşu kesindir, tavrı serttir. Zira kin nefret odaklı bir yönetim anlayışı Türkiye'de egemen olamaz, olmayacaktır.'
-'BU MİLLET BU OYUNLARI BOZAR'-
Türkiye'nin büyük bir ülke olduğunu belirten Başbakan Erdoğan, Türkiye'nin binlerce yıllık dostluk, kardeşlik birikimine sahip olduğuna söyledi. Türk milletinin büyük bir medeniyetin parçası olduğunu dile getiren Başbakan Erdoğan, 'Hiçbir hain mihrak, kim olursa olsun şunu iyi bilsin, ki kendi kanlı oyunlarını, kendi vahşetini, kendi kara emellerini bu ülkeye mal edemez, fatura edemez. Bu millet bu oyunları bozar. Geçmişte bozmuştur, gelecekte de bozacaktır. Türkiye böyle kanlı oyunlarla istikametini bir milim dahi değiştirmeyecektir. Hedeflerinden asla şaşmayacaktır. Malatya'daki hain olayın bütün bağlantılarını çözmekte kararlıyız' diye konuştu.
Başbakan Erdoğan, bu tür olayların tekrar etmemesi için en etkili yolun olayları tam anlamıyla çözerek adalete intikal ettirmek olduğunun bilinci içerisinde olduklarını dile getirerek, tüm vatandaşlardan 'soğukkanlılığı, aklıselimi korumasını' istedi.
Türkiye'nin huzur ve istikranın en büyük kazanım olduğunu söyleyen Başbakan Erdoğan, 'hain planların, doğrudan Türkiye'nin huzur ve istikranı hedef aldığını, Türkiye'nin dünyada giderek artan, parlayan imajını, Türk insanının birlik ve beraberliğini bozmayı amaçladığını' dile getirdi.
Türk insanının gözünü gelecekten ayırmaması ve pusulasını şaşırmaması gerektiğini vurgulayan Başbakan Erdoğan, 'Bugün içinde bulunulan imtihan bu imtihandır' dedi.
-'HERKES BU SORUMLULUK İÇİNDE OLMALI'-
Konuşmasında 'basit siyasi hesaplarla gündemi işgal etmenin, toplumu germenin kimseye yararı olmayacağını' belirten Başbakan Erdoğan, şöyle devam etti:
'Türkiye defalarca düştüğü ve on yıllarını zayi ettiği bu tuzaklara bir daha düşmemelidir. Herkes bu sorumluluk içinde olmalı. Eleştirilerinde seviyeli ve yapıcı olmalı. Türkiye'nin rotasını korumakta da en az bizim kadar hassas olmalı işte şu cumhurbaşkanlığı seçiminin yapılacağı dönemde de hassasiyetimiz budur. Şu anda, AK PARTi iktidarı olarak, yönetim olarak adayımızı veyahut da bu noktadaki hassasiyetimizi korumamızın anlamı da budur. Eğer piyasalar birçok spekülatif ifadeler karşısında etkilenmiyorsa, gücünü koruyorsa, ekonomideki zeminin sağlam olmasındandır. Bu oyunlara pirim verilmemesindendir. Geçmişte de bunları yaşadık ama bir cumhurbaşkanlığı seçiminin geçmişte Türkiye'ye nelere mal olduğunu gayet iyi biliyoruz. Dikkat edilirse şimdi öyle bir şey söz konusu değil. Olmadı, olmayacak... İnşallah hep birlikte uyanık olacağız, sorumlu davranacağız, ama gönlümüzü de serin tutacağız. İnşallah her gün hızımızı artırarak bu hedefleri yakalayacağız. Biz buna mesaimizle, enerjimizle, kalbimizle hazırız.'
Başbakan Erdoğan, vatandaşlara yönelttiği 'Sizler de hazır mısınız?' sorusuna 'Evet' yanıtını alınca, 'Öyleyse bu yolculuğu beraber yürüteceğiz' diyerek, 'Beraber yürüdük bu yollarda' şarkısının nakaratını açılışa katılan vatandaşlarla birlikte okudu.
Başbakan Erdoğan, AK PARTi dönemine kadar Türkiye'nin en önemli sorununun siyasi istikrar olduğunu söyledi. AK PARTi hükümetinden önceki hükümetin 'Türkiye'yi yönetemediğini' söyleyen Başbakan Erdoğan, şöyle konuştu:
'Üç parti bir araya gelmişti ama aralarında birlik iradesi, ülkeyi sahiplenme iradesi yoktu. Bakanlar Kurulu'nu bile 3 ayda bir toplayamıyorlardı. Siyaset yamalı, parçalı idi. Ekonomide kış vardı, kıyamet vardı. Ülkenin dış itibarı ağır yaralar almıştı. Evet, AK PARTi iktidara geldi ve 'çözülmez' denilen bu siyasi irade sorununu çözdük. Aşılmaz denilen bu dağı, Allah'ın izniyle, hep birlikte milletçe aştık. Türkiye için sadece güven ve istikrarı sağlamakla yetinmedik, ülkemizin geleceği için, bu ülke çocuklarının istikbali için demokrasiyi, hukuku, adaleti, istikrarı, güveni kuvvetle tahkim ettik. Kaybolmaya yüz tutan özgüvenimiz tazelendi ve halkımız yeniden güçlü bir Türkiye için kolları sıvadı. Türkiye bir adım ötesini göremiyordu. AK PARTi adeta bir Nisan yağmuru gibi bolluk ve bereket getirdi.'
-'KİMSENİN ENDİŞESİ OLMASIN'-
'AK PARTi'nin iktidara gelmesiyle Türkiye'nin geleceğini görmeye başladığını' belirten Başbakan Erdoğan, bugün Türk milleti ile birlikte Nisan yağmurlarının bereketli günlerinin yaşandığını söyledi. Başbakan Erdoğan, birlik ve beraberliğe sadakatle sahip çıkarak, Türkiye'yi çok daha aydınlık, çok daha müreffeh günlere taşıyacaklarını belirtti ve 'bundan kimsenin endişesinin olmaması' gerektiğini dile getirdi.
İstanbul ile Bursa arasında hizmet verecek olan Osmanbey adlı hızlı feribotun yanı sıra Temmuz ayında Orhanbey adlı hızlı feribotun devreye gireceğini kaydeden Başbakan Erdoğan, iki hızlı feribotun toplam 110 milyon dolara mal olacağını söyledi.
-'LAFTA DEĞİL ÖZDE İCRAAT BU'-
Başbakan Erdoğan, hızlı feribot ile İstanbul-Bursa arasındaki mesafenin 1 saat 15 dakikaya ineceğini bildirerek, 'Halep orada ise Arşın burada. Olay bu... Lafta değil özde icraat bu. Gerçek bu...' diye konuştu. Vatandaşların gerçekleri gördüğünü, Türkiye'nin buralara geldiği gibi önündeki zorlukları da aşacağını belirten Başbakan Erdoğan, şunları söyledi:
'Rüzgar ekenler f1ırtına biçmeye devam etsinler. Milletimiz güven ve istikrarın, demokrasi ve huzurun tadını AK PARTi iktidarıyla tatmıştır. Buradan geriye gidiş olmayacaktır. Bizimle birlikte kaygıların, korkuların yerini umutlar aldı ve umutlar bütün hayat alanlarına, bütün ekonomik alanlara yansıdı. İşte piyasaların halini görüyorsunuz. Hamd olsun nerelere doğru tırmanıyoruz. Rekor üzerine rekorlar... Şimdi 47 bine doğru tırmanıyoruz. İnşallah, bunlar artmaya devam edecek. Çünkü, Türkiye'nin ekonomisi güçleniyor. Türkiye'nin geleceği siyasi çatışmalarda, kavgalarda, eskiye dönüşte değil adalet ve güven unsurunun hayata hakim olmasındadır. Bizler bu inançla siyaset yaptığımız için her şeyden önce siyaset ve siyaset kurumunu güvenilir kıldık. Zira demokrasinin 'olmazsa olmaz' şartı milletin siyasetin öznesi, aktörü olmasıdır. Buradan hareket ettiğimiz için ısrarla demokrasiye büyük yatırımlar yaptık. Ülkemizin dünyaya yansıyan fotoğrafını tamamen değiştirdik. Ve burada istikrarın kökleştiğini cümle aleme gösterdik. Başkaları bizi zorladığı için değil, siz istediğiniz için, halkımız istediği için daha çok adalet, daha çok demokrasi, daha çok özgürlük, daha çok insan hak ve hürriyeti getirdik.'
Başbakan Erdoğan, konuşmasının ardından Bursa Hızlı Feribot İskelesi'nin açılışını yaptı. Açılış törenine Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım, AK PARTi Grup Başkanvekili Faruk Çelik, AK PARTi Genel Başkan Yardımcısı Hayati Yazıcı, milletvekilleri, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş ve Galatasaray Kulübü Başkanı Özhan Canaydın da katıldı.
17.04.2007 AK PARTi GENEL BAŞKANI VE BAŞBAKAN ERDOĞAN'IN AK PARTi TBMM GRUP TOPLANTISINDA YAPTIĞI KONUŞMANIN TAM METNİ
"Cumhuriyetimizin, demokratik, laik, sosyal bir hukuk devleti olma noktasındaki düzenimizin güvence altında olduğunu 70 milyon insanımız yürekten hissediyor ve bunu biliyor"
AK PARTİ GRUP TOPLANTISI 17 NİSAN 2007
Değerli Milletvekilleri
Sizleri en kalbi duygularımla selamlıyorum.
Sözlerime başlarken
70 milyon insanımızın yüreğini dağlayan Aksaray’daki trafik kazasında hayatlarını kaybeden, 33 vatandaşımıza, minik yavrularımıza, öğretmen ve velilerine Allah’tan rahmet, gerek geride kalan ailelerine başsağlığı, sabırlar dilerken, aynı temennileri milletimizle paylaşıyorum.
Büyük acılarını yüreklerinde hissettiğimiz ailelerine, anne ve babalarına, yakınlarına, öğrencilerini yitiren öğretmenlerine, eğitim camiamıza sabır ve metanet diliyorum. Ülkemizin güzelliklerini görmek için İzmir’den uzun yola çıkan çocuklarımız, anneleri, öğretmenleri; hayatlarının baharında elim bir kazaya kurman gitmişlerdir. Büyük bir kaza, şüphesiz ki büyük bir acı, büyük bir kayıp olmuştur. Millet olarak yüreklerimiz yanmıştır. Acımız büyüktür. Allah bu ülkenin evlatlarına, böyle acılar yaşatmasın diyor, yeniden milletimize, ülkemize, İzmirli kardeşlerime, başsağlığı diliyorum. Bu arada tabii bu duble yol, bölünmüş yol projelerimizin de ne kadar önemli olduğunu, ne kadar haklı bir adım olduğunu da, böylece görüyoruz. Ve bu projelerimizi, ısrarla, kararlılıkla inşallah sonuna kadar devam ettireceğiz. Ve hedefimiz olan 15 bin kilometrelik bölünmüş yol çalışmalarımızı sürdüreceğiz.
Keza bugün malumunuz olduğu üzere eski Başbakan ve Cumhurbaşkanlarımızdan merhum Turgut Özal’ın vefatının yıldönümü. Türkiye’nin dünyaya açılımına bir öncü olarak önemli katkılarda bulunan, ülkemizi bu noktada adeta sıçratan Turgut Özal’a bu vesileyle Allah’tan rahmet diliyor, hatırasını saygıyla, hürmetle yad ediyoruz. Yine bu arada yoğun bakıma kaldırılan, Bursa Milletvekili ve Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanvekili Sayın Ali Dinçer’e Allah’tan acil şifalar diliyor, grubumuz adına Cumhuriyet Halk Partisi’ne geçmiş olsun dileklerimizi de sunuyorum.
Değerli Arkadaşlar,
Bugün
17 Nisan 2007.
Türkiye Cumhuriyeti siyasi tarihinin en manidar toplantılarından birini daha gerçekleştirmek üzere Yüce Meclisin çatısı altında bir arada bulunuyoruz.
Türkiye Büyük Millet Meclisi millet iradesinin tecelligâhı olarak Cumhuriyetimizi kuran ve yaşatan asil iradenin kalbidir.
Buradaki her söz, her fiil ve her karar Türkiye'nin ruhuna, Türkiye'nin çıkarlarına, Türk milletinin iradesine, taleplerine, özlemlerine uygun olmak durumundadır.
Bugüne kadarki grup toplantılarımızın hepsinde bütün vurgularımızın özeti Türkiye olmuştur.
Hangi ülke meselesini ele alırsak alalım bu kürsülerde her zaman "her şey Türkiye için" şiarımıza uygun mesajlar verdik.
Bütünlüğümüzü, Türkiye'nin bütünlüğünü her şeyin üstünde tuttuk ve her şeyden çok önemsedik.
İstişarelerimizi, icraatlarımızı, yaptığımız hukuki reformları milletimizin âlî menfaatlerini esas alarak gerçekleştirdik.
Milletimizi, ülkemizi, cumhuriyetimizi, hukuk devletimizi birlikte güçlendirdik.
Bu birliktelik sayesinde Türkiye'nin haysiyetine sadakatle sahip çıktık ve ülkemizin, halkımızın itibarını şerefle yücelttik, yüceltmeye devam ediyoruz.
Varlığımızı her zaman milletimize hizmetle anlamlandırdık ve milletimizle birlikte büyüdük.
İkbal arzusuyla değil, ihtiraslarla değil aklı selim ile, aşkla, heyecanla, sabırla, metanetle, vakarla Türkiye'nin iradesini temsil ettik.
Yola çıkarken milletimize söz verdiğimiz gibi bu büyük ülkenin hem aklı hem vicdanı olmaya çalıştık.
Şimdi,
70 milyon insanımızın selameti için, Cumhuriyetimizin, Demokrasimizin bekası için vereceğimiz kararı da aynı inançla vereceğiz.
Milli irade adına Türkiye Cumhuriyeti'nin 11. Cumhurbaşkanını seçeceğiz.
Krizlerin değil, istikrarla büyümenin, kalkınmanın, refahın, huzurun, adaletin sürdürülebilir olmasını sağlamak üzere 11. Cumhurbaşkanımızı seçeceğiz.
Türkiye'nin yakaladığı bu atmosfer vehimlerle, niyet okumalarla gölgelenemeyecek kadar istikrar ve güven zeminine oturmuştur.
Ülkemiz bugüne kadarki kazanımlarıyla, içeride ve dışarıda harekete geçirdiği büyük imkanlarla, ekonomik istikrar içindeki büyümesiyle Cumhuriyetimizin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün koyduğu "muasır medeniyet" hedefine en yakın noktada bulunuyor bunun da altını çiziyorum.
Kimse bunu gölgeleme gayreti içine girmesin. Bunu gölgeleme gayreti içine girenler, gölge altında kalırlar bunu bilsinler.
Cumhuriyetimizin, demokratik, laik, sosyal bir hukuk devleti olma noktasındaki düzenimizin güvence altında olduğunu 70 milyon insanımız yürekten hissediyor ve bunu biliyor.
İktidarımızla Türkiye gücüne güç katmış, Cumhuriyetimizin 100. kuruluş yıldönümü hedeflerine bizler büyük bir gurur içinde, milletçe, ulaşırken, yaklaşırken, bunun gölgelemek hakikaten insafla bağdaşmaz.
"Muasır medeniyet" hedefinin içe kapanmanın tam zıddı olduğunu, tüm Türkiye dış politikadan ekonomik açılıma kadar her zamankinden daha çok idrak etmiştir.
Bakınız, 1980'den 2002 yılına kadar Başbakan ve Cumhurbaşkanı düzeyinde yabancı ülkelere
22 yılda 335 resmi ziyaret yapıldı.
2003-2006 yılları arasında sadece 4 yılda 153 ziyaret yapılmıştır.
Bu ziyaretler Türkiye'nin ufkunu açmıştır.
Aynı örneği veriyorum.
Yine lütfen dikkat buyurunuz.
1980 ile 2002 yılları arasında,
Yani 22 yılda bizim ülkemize Başbakan ve Cumhurbaşkanları düzeyinde
303 ziyaret yapılmıştır.
Buna karşılık 2003-2006 yılları arasında devlet ve hükümet başkanı olarak ülkemize yapılan ziyaret sayısı 130'dur.
İşte budur muasır medeniyet hızını yakalamak, işte budur Türkiye'nin iddiasına sahip çıkmak.
Bakınız, burada yine şöyle rakamlarla bazı örnekler vermek istiyorum.
79 yılda, tabi ki bu kürsüde bunları birkaç kez söyledim ama, burada birlikte olmayanlar olabilir ve ekranları başında bugün bizi izleyenler olabilir. 79 yılda GSMH’mız 181 milyar dolara ulaşmışken, biz 4 yılda bunun üzerine son kesin rakamlara göre, 219 milyar dolar koymuşuz. Ve ne olmuş rakam? 400 milyar dolar olmuş. 79 senede 181, 4 senede 219 milyar dolar.
Değerli arkadaşlar; Allah aşkına soruyorum, yani rejimin tehlikede olduğu bir ülkeye, rejimin sıkıntıda olduğu bir ülkeye, küresel sermaye gelir de girer mi?
Böyle bir ülkede ekonomik güç böyle bir yükselme performansı ortaya koyabilir mi? Şimdi öyle bir noktadayız ki, yani şurada 4 sene öncesine kadar, bu ülkede doğrudan yatırım, son 10 yıla bakıyoruz, ortalama yılda 1 milyar dolar, insaf!
Geçen yıl geldiğimiz rakama bakıyoruz, 20 milyar dolara varmışız, 20 milyar dolar.
Şimdi ise şurada üç ayda geldiğimiz nokta 10 milyar dolar. Buyurun üç ayda. İstikrar olmasa, güven olmasa, rejim tehlikede olsa, bu ülkeye bu gelir mi?
Sevgili kardeşlerim, sevgili vatandaşlarım;
Buradan 70 milyona sesleniyorum,
Başımızı iki elimizin arasına alarak düşünmek ve konuşmak durumundayız.
Bu iş ideolojilerle çözülmedi, çözülmez. Ve bunun bedellerini bu ülke ağır ödedi.
Bu oyunu tekrar tezgahlamak isteyenler şunu iyi bilsinler ki; bu ülke, bu millet artık bu oyuna gelen değil, bu oyunu bozan olacaktır. Demokrasiye inanıyor muyuz? Laik cumhuriyete inanıyor muyuz? Sosyal devlete inanıyor muyuz? Hukuk devletine inanıyor muyuz? O zaman bunun yeri sandıktır, sandık.
Sandıkta herşeyi göreceğiz.
Efendim “erken seçim, erken seçim.” Üç yıldır bunlar erken seçim diyorlar.
Değerli arkadaşlar, bu boyacı küpü değil.
Biz bir devlet yönetiyoruz. Bakkal dükkanı değil.
Ve zaten cumhuriyet tarihinde çok partili döneme şöyle bir baktığımızda 16 ayda bir hükümetler değiştiği içindir ki bu ülkede istikrar olmadı. Bu ülkede güven olmadı.
İlk defa 5 yıl ülkesini yöneten bir siyasi parti var, AK PARTi.
Efendim işte “Hemen erken seçime gidelim, bir an önce hesaplaşalım.” Niye acele ediyorsunuz canım, AK PARTi daha çok yıpransın. Daha çok yıpransın. O zaman işte belki iktidar olma şansınız artar. Olaya böyle bakalım.
Biliyorlar ki kendilerinden bir şey olmaz, bunu biliyorlar.
Ve biliyorlar ki bu ülke her geçen gün daha da güçleniyor.
İşte yine rakamlar ortada.
Değerli kardeşlerim, bütçe açığına bakıyoruz. Geldik yüzde 14’tü. Şimdi bütçe açığı yüzde 1.
Nereden nereye.
Değerli kardeşlerim,
Kamu borç yükü geldik yüzde 78’in üzerindeydi. Bu denli büyük. Ama şimdi hamdolsun yüzde 45’in altına düştü. Nereden nereye?
Güçleniyor Türkiye, böyle bir durum var.
Bununla da kalmıyoruz, ihracat 79 senede 36 milyar dolar. Son rakamı veriyorum size, sevgili vatandaşlarım 4.5 yılda bunun üzerine 54 milyar dolar koyarak, 90 milyar dolara ulaştı. 90 miyar dolar.
Bunlar durup dururken olmuyor. Bir heyecanla oluyor, sevda ile oluyor, çalışarak oluyor. Yoksa buralara gelemezsiniz.
Bunu görmek için göz gerek, göz. Bazılarının gözü var ama görmüyor. Dili var ama hakikati, gerçeği konuşamıyor.
Kulakları var ama duymuyor.
Sıkıntı burada. Bunun üzerinde de iyi durmaları lazım. İşte buyurun, nominal faiz. Yani devletin borçlanma faizi. Yüzde 62.7 idi, şimdi buyurun 19’a düştü.
Bakın bu yılda da piyasalar patladı. Dün 46 bin 600 küsürlere çıktı. Nereden aldık bunu biz, 10 binlerden. Şimdi buyurun 46 bin 600’lere çıktı. Bunu görün. Bunu inkar edemezsiniz, bunu ben konuşmuyorum. Bunu piyasalar söylüyor. Yani burada göz boyamıyoruz biz. Hakikat bu, piyasa gerçeği bu, her şey bu. Her gün televizyonlar cayır cayır bunları geçiyor. Ama görmüyorlar. Dedik ya. Ama işte bunu sandıklar bas bas bağıracak.
Şu anda tamam bir miting yaptılar. Kim yaptı? İşte toplandılar hepsi bir araya geldiler. Hayırlı olsun. Tamam bir demokratik haktır, hakkınızı kullandınız. Ve tabi gazetelerde değişik rakamlar. Aman Yarabbi, milyonlar falan. Bu milyon da çok basite indi. Aynen bizim 6 sıfır attığımız banknottaki milyonlar gibi. Ne kadar ucuz ne kadar ucuz. Yani bunlar bir alanın yüzölçümünden de bihaber. Biz bu işin kompedanıyız. Ömrümüz bu işlerle geçti, ölçüp biçmekle geçti, bu işi gayet iyi biliriz. Başka sermayeniz yok. Şimdi günlerce bunları basarsınız, yayarsınız filan. Ama Karadeniz Sahil yolu’nun açılışına gelip bir de onu böyle fotoğraflayıp oralara koymuş olsaydılar neyin ne olduğunu gayet iyi görürlerdi. 81 vilayetten bindirilmiş kıtalar değil. Tamamıyla o bölgenin insanlarının sevdasını, aşkını ortaya koyduğu bir yürüyüştü o. İşte gerçekleri ne kadar gizlerseniz gizleyin; ama siz Samsunlu vatandaşıma, Ordulu vatandaşıma, Giresunlu vatandaşıma, Trabzonlu vatandaşıma, Rizeli vatandaşıma, Artvinli vatandaşıma bunu anlatamazsın. Niye? Yaşadı o, görüyor. Görüyor. Ve ilçesinden iline kadar hepsi bunu bizzat yaşadılar.
Ve çok değişik şeyler söylediler. Ama milletimiz bunları yutmuyor, yutmaz. Çünkü bindirilmiş kıtalar farklıdır, oranın yürekten bu işe inanmış, gönlünü koymuş olan insanlarıyla bu işi yapmak başkadır. Çünkü demokrasi bir gönül işidir.
O gönlünü koyabilmek, o yüreğinin sesini duyabilmek, işte bu çok önemlidir.
Biz tüm demokratik eylemlere şüphesiz ki saygılıyız, bunda hiç endişemiz yok. Rahatız da. Ve bu rahatlığımızı da herkes burada görüyor.
Bu noktada bir sıkıntımız söz konusu da değil.
Biz ülkemizin 2013 yılındaki yakalayacağı hedefi şu anda düşünüyoruz. Nedir o? Kişi başına milli gelirin, 10 bin dolara çıktığı bir Türkiye. Hedefimiz bu.
Ve biz asla kişilere değil, biz ilkelere bağlı bir partiyiz. Bizim hareketimiz budur. AK PARTi’nin özelliği budur. Biz kişileri tabulaştırarak bu yola çıkmadık. Bizim farkımız budur. Biz ilkeleri benimseyerek bu yola çıktık. Farkımız budur. Bununla bir gerçeği daha söyleyeyim.
Biz bu ülkede halka hizmetin ne anlama geldiğini çok iyi bilen bir partinin ta kendisiyiz, farkımız budur. Ve onun içindir ki hamdolsun gittiğimiz her yerde yurt içinde, yurt dışında, bakınız Almanya’da, bir dernek çıkmış maalesef, bütün oradaki derneklere broşür gönderiyor ve aynen buradaki görüntünün bir başkasını güya sağlayabilmek için “Başbakan’ın katılacağı bu toplantıya katılmayın” deniyor. Düşünebiliyor musunuz, bu buradan belli çevrelerin de desteklediği malum bir dernek, kim için yapıyor bunu? Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı’nın orada vatandaşlarıyla katılacağı bir toplantı için yapıyor.
Peki ne oldu? Oradaki 5 bin kişilik kapalı salonu, işte geldi o insanlar tıklım tıklım doldurdu. Şimdi nedir bu? Sen kendin gelmeyebilirsin.
Gelme o ayrı mesele. Ama kalkıp da Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı’nın oraya gelmesine yönelik olarak birçok çirkinliklerin yer aldığı metinlerle birlikte kalkıp da oraya halkımızın gelmesini engellemeye yönelik, böyle bir kampanyayı yapmanız neyle izah edilebilir? Bunun Türkiye Cumhuriyet vatandaşlığıyla izah edilebilir bir yanı var mı? Bu kadar hakaretlerle. Benim şahsıma hakaret edebilirsin. Saygı da duymayabilirsin.
Ama Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı’na saygı duymak zorundasın. Bunun aksini yapamazsın.
Şahsımı Çankaya’da görmek istemeyebilirsin, bu senin hakkındır. Her türlü şeyi de söyleyebilirsin, bu da hakkındır. Zaten oraya çıkacak olanı sen belirlemeyeceksin. Ya? Vekaleti almış olan parlamento belirleyecek. Bunu da 10 kez nasıl belirlediyse, 11. kez yine aynı şekilde belirleyecek.
Niye rahatsız oluyorsun? 10 kez nasıl belirlendiyse, yine aynı şekilde belirlenecek, değişik bir uygulama yok. Peki bu rahatsızlığınız niye?
Şimdi çırpındıkça batıyorlar arkadaşlar. Niye?
Çünkü demokrasi hazmedenlerin sistemidir. Laiklik tüm inanç gruplarına aynı mesafede olanların sistemidir. Sosyal devlet, halkının dertleriyle dertlenenlerin devletdir. Hukuk devleti hakka, hukuka saygısı olanların devletidir. Bunu çok iyi bilmek lazım.
Değerli arkadaşlar,
Kendi imtiyaz taleplerini siyasal sistemimizle, rejimimizle özdeşleştirenler, elbette farklı düşünme, bizim gibi düşünmeme ve düşüncelerini, hatta tepkilerini hukuki meşruiyet çerçevesi içinde dile getirme hakkına sahiptirler. Bizler zaten tek sesli bir Türkiye’den yana olmadık. Olmayacağız. Çoğulcu demokrasi anlayışımız, hukuk devletine olan inancımız, tek sesliliğe asla izin vermez. Bizim kulağımız kendi sesimizle dolu değildir. Bunu iyi bilelim.
Başkalarının doğrularına, itirazlarına, taleplerine kulaklarımızı kapatacağımızı bizden kimse beklemesin.
Bize göre demokrasi, tam da "evet" diyenler ile "hayır" diyenlerin birlikte yürüttüğü bir siyasal sistemdir.
İktidarımızın büyük reformlarla güçlendirdiği demokratik sistemimiz ülkemizi bu olgunluğa hamdolsun getirmiştir.
Son dört buçuk yılda Türkiye'nin kazanımlarından en önemlisi siyasal istikrardır ve bu asla göz ardı etmeyeceğimiz bir kazanımdır.
Biz, tek sesli bir Türkiye'den yana olmadığımız için demokratik reformlar yaptık ve özgürlüklerin alanını genişlettik.
Savunduğumuz siyasi tezlere muhalefet eden başka tezlerin olmasını kendi siyasetimiz için de, ülkemiz için de bir kazanç olarak görüyoruz.
Bize göre demokrasimizin gelişme düzeyi sadece iktidar partisine bakarak değil, şöyle siyasi haritamızın bütün unsurlarına bakarak anlaşılmalıdır.
Buradaki farklı siyasi eğilimler ülkemiz adına sağlıksız değil, aksine sağlık işaretidir. Ama bunu anlamak istemeyenler olabilir.
Türkiye'nin bu zenginliğini, bunun altını özellikle çiziyorum, Türkiye’nin bu zenginliğini dışarıya 2 Türkiye olarak yansıtmak, farklılıklarımızın altını ayrışma olarak çizmek, tek tip düşünmemeyi bir tehdit olarak sunmak, bu ülkeyi tanımamak, Türkiye’yi anlamamaktır.
Değerli arkadaşlarım;
Bunu kesinlikle kınıyorum. Bunu kesinlikle reddediyorum. İki Türkiye yok. Tek bir Türkiye vardır, bunu herkes böyle bilmeli. Demokratik çeşitliliğimize, farklı fikirlere duyduğumuz saygıya, dışardan bakarak iki Türkiye resmi çizmek, kimsenin ama kimsenin haddine değildir, bunu da böyle bilmeleri lazım.
Cumhurbaşkanlığı tartışmalarıyla birlikte yapılan mitingi de Türkiye'ye yaraşır demokratik bir olgunluk içinde karşıladık. Öyle karşılıyoruz.
Ama biz bunu böyle karşılarken, orada konuşanlar da onların karşısında düşünenleri böyle karşılamaya mecburdurlar. Bunların da onu hazmetmeleri gerekir.
Herkes yerini, konumunu bilecek. Biz ne dersek yok. Bizden farklı düşünenler de olabilir, bunu hazmetmeleri lazım. İşte tek Türkiye’nin özelliği bu.
Burada demokratik nezaketi çiğneyen maksatlı yanlışları da, gösterilen hassasiyetlerden ayrı ele alıyoruz. Bunu da söyleyeyim.
Biz, hiçbir zaman apolitik, tek sesli bir toplum özlemi içinde olmadık, olmayacağız.
Bir tek fotoğraf karesiyle Türkiye'ye dair hariçten okunan gazeller Türkiye'de hiçbir yankı bulmayacaktır.
Bulamaz da.
Biz buradayız.
70 milyon vatandaşımızla ülkemizin, vatanımızın, bayrağımızın, istiklalimizin, cumhuriyetimizin, demokrasimizin, hukuk devletimizin sahibiyiz.
Biz buradayız.
Burada, bu ülkede, bu hukuk devletinde kimse kimseye misafir muamelesi yapamaz.
Bunu herkes böyle bilsin.
Hepimiz, bu ülkenin bütün vatandaşları olarak ülkemizde ev sahibiyiz ve hepimiz bir bütünüz. Bunu böyle bileceğiz.
Buna böyle inanmayanlar kendilerini çek etsinler. Biz böyle inanıyoruz.
Türkiye bugüne kadar ne çektiyse kutuplaşmadan, kamplaşmadan, ayrışmadan, çatışmadan çekmiştir.
Bugün kim geçmişin bağnaz, kısır, dar polemiklerini sürdürmek istiyorsa, kim kutuplaşma ve kamplaşmadan medet umuyorsa, Türkiye'ye zarar veriyor, Türkiye'nin huzuruna, birlik ve beraberliğine gölge düşürüyor demektir.
Eğer bir yerde tahammülsüzlük varsa orada demokrasi olmaz.
Bir yerde hoşgörüsüzlük varsa orada huzur olmaz.
Bir yerde kısır çekişmeler varsa, orada gelişme, kalkınma, ilerleme olmaz.
İşte bu yüzden AK PARTi uzlaşmanın, sevginin, birliğin, hoşgörünün siyasi adresi olmuştur.
İşte bu yüzden AK PARTi kalkınmanın, gelişmenin baş aktörüdür.
Başından beri partimizin ilkesi tahammülle, uzlaşıyla, hoşgörüyle, sevgi ve kardeşlikle yoğrulan demokratik bir duruş sergilemek olmuştur.
Bu yüzden başından beri temel felsefemiz; kutuplaştırmayın, buluşturun.
Kamplaştırmayın, kaynaştırın.
Ayrıştırmayın, birleştirin.
Çatıştırmayın, uzlaştırın esasları üzerine kurulmuştur.
“AK PARTi büyük bir sosyal restorasyon hareketidir” derken biz bunu ifade ediyorduk. Ama siz kalkıp da eğer parlamento çatısı altında uzlaşma derken, kalkıp da her anlayışta, her fikirde, eğer bir yere varılacak derseniz bu olmaz. O zaman zaten çok partinin bir anlamı var mı? O zaman parlamento çatısı altında bir tane parti olur geçmişte olduğu gibi, tek partili dönemi yaşadı bu ülke değil mi? Yaşadı. Onu yaşamakla da kalmadı, vali ondan belediye başkanı ondan, il başkanı ondan her şey ondan. Bugünleri gördü Türkiye değil mi? Gördü.
İşte o zihniyet demokrasiyi kavrayamaz.
İşte o zihniyet tahammülsüz bir zihniyettir.
Bu tahammülsüzlük artık aşılmıştır. Dünyada böyle bir şey yok.
Sıkıntıları da zaten oradan geliyor. Niye? Milletle uyum sağlayamıyorlar.
Milletle barışık değiller.
Ayrımcı bir kafa yapısına sahipler. Sıkıntı buradan geliyor. Akşam söyledikleriyle sabah söyledikleri birbirini tutmuyor. Düşüncelerinde istikrar yok.
Bunlar gayet iyi niyet okuyucudur. Hep niyet okurlar. Buna göre de hareket ederler.
Ama bizler farklı bir hedef kendimize tayin ettik ve o istikamette yürüyoruz. Nedir o?
Devlet kurumları arasındaki ilişkilerin onarılması.
Devletle milletin kaynaştırılması.
Toplumsal gruplar arasındaki yakınlaşmanın sağlanması.
Milletin tüm farklılıklarıyla bir bütün olarak kardeşlik ruhunu kazanabilmesi için AK PARTi tarihi bir misyon ortaya koymuştur.
Eğer bugün bir gelişme varsa bunun sebebi devletin kurumları arasındaki uyumdur.
Eğer bugün bir kalkınma varsa bunun sebebi devlet millet kaynaşmasının büyük bir sinerji doğurmasıdır.
Eğer bugün demokratik bir olgunluk varsa bunun sebebi toplumsal kesimler arasındaki duvarların yıkılması, kardeşlik ruhunun geliştirilmiş olmasıdır. Fark buradan gelmekteidr.
AK PARTi Türk siyasetinin normalleşmesi, Türk demokrasisinin gelişmesi, anayasal sistemin kökleşmesi için duyarlı, kuşatıcı, kapsayıcı bir siyaset izlemiştir.
Bu normalleşmeden, bu gelişmeden, bu duyarlılıktan rahatsız olanlar olabilir.
Biz sorumluluk bilinciyle duyarlılığımızı sürdürmeye, demokratik rejimin gelişmesi için pozitif katkı yapmaya devam edeceğiz.
Çünkü AK PARTi siyaseti hizmet siyasetidir.
AK PARTi siyaseti halkın mutluluğu, huzuru ve refahı için netice alma, müspet hareket etme siyasetidir.
Bugün ortaya çıkan gelişmenin, güven ve istikrarın sebebi izlediğimiz yapıcı siyasetin meyve vermesidir.
Hamdolsun bugün Türkiye'ye, işte konuşmamda da ifade ettim; 20 milyar dolar küresel sermaye, 20 milyon turist geliyorsa, bunun sebebi Türkiye'de rejimin sağlıklı bir yapıya kavuşması, risk ve tehdit unsurlarının en aza indirilmesidir.
İşte biliyorsunuz şurada bir hafta önce Antalya Havalimanı’nın kiralaması yapıldı. Bu kiralamada 17 yıllığına 3.2 milyar dolarla bir Alman firması ile Türk firması kurdukları ortaklıkla bu ihaleyi kazandılar.
Arkadaşlar bu güvendir işte, bu istikrardır ve bu bir rekor. Bu bir rekor.
İstanbul Atatürk Havalimanı’nı aştı. Bununla gurur duymak gerekir.
Bak nereden nereye gidiyoruz.
Ve demokratik rejimin oturmadığı yere küresel yatırımcı gelmez, hukuk sisteminin sağlam bir yapıya kavuşmadığı yere küresel sermaye gelmez, huzur ve güvenin olmadığı yere milyonlarca turist gelmez. Bu böyle bilinmeli.
Bugün yakalanan başarıların sebebi halkımızın, işadamlarımızın, yatırımcılarımızın özgüvenini kazanması, teşebbüs cesaretini yeniden elde etmesidir.
Kendine, toplumuna, devletine, sistemine güvensizlik duyanlar halkın heyecanına ortak olamazlar, başarıyı da yakalayamazlar.
Biz yeter ki kendimize, ülkemize, birbirimize güvenelim, aşamayacağımız engel yoktur.
Değerli Arkadaşlar,
Biz, bu millete hiçbir zaman yüksek tepelerden bakmadık, bakmayacağız.
Biz, Cumhuruz ve cumhurun iradesine tabiiyiz.
Her zaman halkımızla birlikte olacağız.
Kapılarımız, gönlümüz her zaman halka açık.
Hiçbir zaman "ben devletim, güç bende" diyen bozuk bir psikoloji içinde olmadık, Allah'ın izniyle olmayacağız.
Hangi makam ve mevkiye milletimiz bizi layık görürse tek derdimiz olacak:
70 milyon vatandaşımızın hukuku tek dert.
Bütün meselemiz budur.
Meşruiyet çerçevesi içindeki bütün tartışmaları Türkiye'ye yaraşır bir demokratik olgunlukla karşılıyoruz.
Türkiye'nin bütün hassasiyetlerini anlıyoruz, biliyoruz.
Millet nezdinde meşruiyeti olan, hukuki sınırlar içinde kalan her tutumun demokrasimizin kazanç hanesine kaydedilmesi gerektiğini düşünüyoruz.
Yeter ki, birbirimizin hukukunu korumaya azami özen gösterelim.
Yeter ki, devletimizin üniter yapısına, istiklalimize, istikbalimize zarar verecek söz ve fiillerden özenle sakınalım.
Yeter ki, milletimizin hukukunu korumayı, milletimizin elinden tutmayı ve onunla aynı istikamete yürümeyi tek gaye olarak bilelim.
Değerli Arkadaşlar,
Bir kez daha altını çizerek ifade ediyorum.
Cumhurbaşkanlığı seçimi üzerinden yapılan siyasi mülahazaların hepsini Türkiye'nin demokratik kültürüne bir katkı olarak görmekten yanayız.
Bize göre, meşruiyet çizgisini aşmadan, birbirinin hukukunu çiğnemeden yapılan her değerlendirme Türkiye için, siyasal düzenimiz için, demokrasi için bir kazanımdır.
Siyasete gelince, siyaset zaten özü itibarıyla, yarışmacı ve rekabetçidir.
Demokratik siyaset bu yarışmanın hukukî-meşrû bir zeminde yürümesidir.
Demokratik siyasi rejimlerde hukukîlik ve meşrûluk, anayasal-yasal kurallarla belirlenmiştir.
Demokrasinin sağlam temellere sahip olduğu toplumlarda, gelenekler şunu iyi bilelim ki demokratik siyasetin işleyişinde önemli bir fonksiyon icra eder.
Türkiye, belli tarihî ve yapısal problemlerini bütünüyle çözmüş olmasa bile, azımsanamayacak, inkâr edilemeyecek bir demokrasi tecrübesine, geleneğine sahiptir.
Hep söylüyorum. Bu yolculukta Almanya’ya giderken, yanımdaki gazeteciler de hep sordular. İşte sağdan girdiler, soldan girdiler. Biliyorsunuz onların manevra kabiliyeti oldukça başarılıdır ve ciddi de tecrübeleri var. Yine sordular. Dedim ki bakın bizim partimizde kişiye kilitlenme diye bir şey söz konusu değil. Bizim için makam mevki bunlar önemli değil.
Başbakan olsanız ne yazar dedim, cumhurbaşkanı olsanız ne yazar. Gideceğiniz yer eninde sonunda 2 metreküp yer.
Oraya koyacaklar seni ve sonunda da bir musalla taşına oturtacaklar. Oraya yerleştirecekler.
Ondan sonra da hoca efendi gelecek, cumhurbaşkanı niyetine demeyecek, başbakan niyetine demeyecek. Er kişi niyetine diyecek.
Olay bu, zaten gerçek adalet orada, er kişi niyetine..
Orada torpil morpil hiç bir şey olmuyor. Olay bu.
Eğer bunun muhasebesi içerisinde olursanız, bunun murakebesi içerisinde olursanız o zaman rahat olursunuz.
Hani şu anda sıkışanlar filan var ya, böyle feryat edenler.
Bilmiyorlar ki Başbakan çok rahat. Onlar bunun farkında değil ve AK PARTi ilkeleri itibariyle bu noktada böyledir ve bütün yönetici kadrolarıyla da böyle olmaya mecburdur.
Değerli arkadaşlarım,
23 Nisan 1920, modern demokrasinin temel ilkesinin hayata geçirildiği bir tarihtir.
Türkiye Büyük Millet Meclisi, destansı Milli Mücadelenin içinde kurulan, Milli Mücadelenin karargâhı olan meclistir ve Türk demokrasi tarihi bakımından çok özel bir yere sahiptir.
Modern demokrasinin bu temel ilkesi, siyasal iktidarın toplumdan kaynaklanması, dolayısıyla meşrûiyetin yegâne kaynağının millet olmasıdır.
Ama o gün bugün dikkat edin hep Meclis, Meclis, Meclis.
Ve egemenlik kayıtsız şartsız milletin. Var mı bir tartışma, yok.
O zaman niye buna saygı duymuyorsunuz?
Milletvekilleri göndermiş ve 10 cumhurbaşkanlığı seçimi de bu vekiller vasıtasıyla yapılmış. Niye saygı duymuyorsunuz?
Nasıl yapıldıysa öyledir.
Niye saygı duymuyorsunuz?
29 Ekim 1923 Cumhuriyetimizin kurulduğu tarihtir.
Türk demokrasisi, 1950'de yarışmacı, rekabetçi bir nitelik kazandıktan sonra, o dönemsel kesintilere uğramış olsa da varlığını muhafaza ederek bugüne gelmiş ve belli bir olgunluk kazanmıştır.
Cumhuriyetimizin temel kazanımları 84 yıl içinde kökleşmiş, topluma mal olmuş, olgunluk kazanmıştır.
Türkiye Cumhuriyeti'nin kazanımlarına, birikimine, ulaştığı olgunluk seviyesine herkes inanmalı ve güç vermelidir.
Ancak 1950'li yıllardan beri demokrasimiz üzerinde menfî tesirler yapan bir siyaset tarzı olduğu da malumdur.
Bu siyaset tarzı, millete hor bakmakta, siyasal rekabeti milletin ve devletin ayrı istikametlere baktığını var sayarak yürütmektedir.
Bütün samimiyetimle ifade ediyorum ki, bu yaklaşım Türkiye'nin hayrına değildir.
Cumhuriyetimizin 84 yaşına ulaştığı, toplumumuzun yediden yetmişe demokrasiye sahip çıktığı bir dönemde, siyasal rekabetin hâlâ vehimler üzerinden yürütülmek istenmesi anlaşılmazdır.
Açıkça söylemem gerekir ki, demokratik rejime en büyük tehdit, siyasî rekabette pozisyon elde edebilmek için sürekli olarak rejimi ve onun yerleşik ilkelerini tartışma gündeminde tutanlardan gelmektedir.
Bu rejim gücünü toplumdan, bu rejim gücünü milletten almaktadır, sizden almaktadır.
Rejimi ve onun ilkelerini bir tehlike karşısında koruyacak olan da yine milletin kendisidir. Milletin ta kendisidir.
Dünyanın ve Türkiye'nin dinamiklerini okumaktan aciz, toplumla ünsiyet kuramayan kişi ve grupların kendi pozisyonlarını korumak için kendi üretimleri olan vehimlerden medet ummaları, onlar açısından anlaşılabilir olsa bile Türkiye'nin hayrına değildir.
Türkiye Cumhuriyeti, demokratik bir devlettir, lâik bir devlettir, sosyal bir devlettir,
bir hukuk devletidir.
Bu ilkeler arasında değerli arkadaşlarım öncelik-sonralık ilişkisi olmadığı gibi, her bir ilke diğerlerinin tamamlayıcısıdır.
Kimse burada da manevra yapmasın. Her bir ilke bir diğerinin tamamlayıcısıdır. Eğer birisini söker alırsanız binayı çökertirsiniz. İdeal devlet tanımımızın dört ideal burada unsuru vardır. Nedir bunlar?
Demokrasi,
Nedir bunlar?
Laiklik.
Nedir bunlar?
Sosyal devlet.
Nedir bunlar?
Hukuk devleti olmasıdır.
Bunu bir defa çok iyi kavrayacağız.
Türkiye'de hiç kimse, hiçbir grup, bu ilkeler üzerinde ya da arasında bir gerilim üreterek fayda elde etmeye kalkışamaz.
Cumhuriyetimizin temel ilkeleri kimsenin de tekelinde değildir. Bunu da böyle bilin.
15.04.2007 BAŞBAKAN ERDOĞAN, ALMANYA'DAKİ TÜRKLERLE BİR ARAYA GELDİ
''Rejim tehlikede olsa yabancı sermaye gelip ülkede yatırım yapar mı? Huzurun olduğu, bu tür tehlikelerin olmadığı ülkeye sermaye girer''
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Almanya'nın Hannover kentinde bu ülkede yaşayan Türklerle bir araya geldi. Konuşmasında Cumhurbaşkanlığı seçimine değinen Başbakan Erdoğan, şöyle konuştu:
'Sizlerin de merakı var. Ona da cevap vermek mecburiyetindeyiz basın mensuplarının da olduğu gibi. Hep diyorlar ki illa cumhurbaşkanlığını açıklayın. Sevgili vatandaşlarım bakınız bizim derdimiz ne biliyor musunuz? Makamlar, mevkiler değil. Bunların hepsi gelip geçicidir. Her zaman söylüyorum, başbakan olsan ne yazar cumhurbaşkanı olsan ne yazar. Bizim değerlerimizde öldün seni koyacakları yer, 2 metre küp yer. En fazla yeri ben alırım ha... 1.85 boya sahibim. Ve getirip musalla taşına koydukları zaman 'er kişi niyetine' diyecekler. Başbakan niyetine demeyecekler ki cumhurbaşkanı niyetine demeyecekler ki. Baki olan nedir? Baki kalan bu kubbede hoş bir sada imiş. Yaşadığın vatanda vatan toprakları için ne yaptın, milletin için ne yaptın. Bulunduğun makamda ne gibi hizmetler verdin. Hortumladın mı, hortumları kestin mi? Eğer hortumculuk bizim dönemimizde prim yapsaydı bu yatırımların hiçbiri yapılmazdı.'
Başbakan Erdoğan, Antalya Havalimanı işletmesinin Fraport AG tarafından kiralandığını hatırlatarak, '17 yıllığına 3.2 milyar dolar verdiler. Bu, rekor bir rakamdır. Rejim tehlikede olsa yabancı sermaye gelip ülkede yatırım yapar mı? Huzurun olduğu, bu tür tehlikelerin olmadığı ülkeye sermaye girer. Ülkemiz, huzur ülkesidir. Kim Türkiye'yi korkular ülkesi olarak gösteriyorsa, halkımıza ve vatanımıza yanlışlık yapar' dedi.
Türkiye'de gayrisafi milli hasılanın geçen 4 yıl içinde 5 bin doları aştığını ve 2013 yılında da 10 bin dolara ulaşmasını hedeflediklerini ifade eden Başbakan Erdoğan, '10 bine ulaştığımız anda bizi tutana aşk olsun' dedi. Türkiye'de ihracatın geçen 4 yıl içinde de 49 milyar dolar artarak 85 milyar dolara çıktığını kaydeden Başbakan Erdoğan, son verilere göre ihracatın 90 milyar dolara yükseldiğini, yıl sonu itibariyle de 100 milyar dolara ulaşmasının beklendiğini sözlerine ekledi. Almanya ile Türkiye arasındaki dış ticaret hacminin de 20 milyar avro civarında olduğuna işaret eden Başbakan Erdoğan, Türkiye'nin, ürettiği ürünlerin yüzde 70 ila 75'ini AB ülkelerine gönderdiğini söyledi. Başbakan Erdoğan, 'Gümrük Birliği'ni attık, AB'yi de sildik diyelim, o zaman bu ürünleri nereye satacağız? Bizi eleştirenler var. Bunlarda sorumluluk yok. Sorumluluk olmayınca rahat konuşuyorlar. Bekara karı boşamak kolay' diye konuştu.
Yaklaşık 1.5 milyarlık Arap nüfusunun Türkiye'yi köprü olarak gördüğünü, eski BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın da kendisine medeniyetler ittifakının eş başkanlığını teklif ettiğini hatırlatan Başbakan Erdoğan, kendisinin de bunu kabul ettiğini söyledi. Başbakan Erdoğan, 'Bizi bu konuda da eleştiren bazı zavallılar var. Bunların dikili ağaçları yok. Tabuları var. Şimdi tabuları yıkıldığı için rahatsızlar. Milletin sesi egemen. Bundan da rahatsızlar. Biz milletin sesi olarak yola çıktık. Bizim farkımız bu' dedi.
Almanya'daki Türk derneklerine ve sivil toplum kuruluşlarına da birlik çağrısında bulunan Başbakan Erdoğan, görüşleri farklı olsa bile bu dernek ve kuruluşların el ele ve omuz omuza vermeleri gerektiğini söyledi. Başbakan Erdoğan, Türkiye'de borçlanmayı yüzde 62.7'den yüzde 19'a düşürmeyi başardıklarını, Türkiye'yi enflasyon canavarından kurtardıklarını belirterek, 'Bize '6 sıfırı atarsanız enflasyon patlar' dediler. Biz 6 sıfırı attık, enflasyon patlamadı, tam aksine çatladı' dedi.
Dış borçlar konusuna da değinen Başbakan Erdoğan, 'ABD'nin günümüzde 5 trilyon dolar borcu var. Japonya ve Almanya'nın da borcu çok. Ancak Almanya'nın borcunun çok olması onu rahatsız ediyor mu? Etmiyor. Niye? Çünkü borç yiğidin kamçısıdır, onun için' diye konuştu. Almanya'daki Türklerden birbirlerini sevmelerini isteyen Başbakan Erdoğan, 'Biz yaratılanı yaratandan dolayı seviyoruz ve insanlara bu anlayışla yaklaşıyoruz' dedi.
Toplantıda, Başbakan Erdoğan ile Aşağı Saksonya Eyaleti Başbakanı Cristian Wulff'a da birer plaket verildi. Başbakan Erdoğan, ayrıca Maritim Otel'de bazı sivil toplum örgütlerinin temsilcileriyle de biraraya geldi.
İL BAŞKANLARI TOPLANTISI (11 NİSAN 2007)
Değerli arkadaşlar..
Sevgili AK PARTililer...
Sizleri en kalbi duygularımla selamlıyorum.
| |