ANAP MİLETVEKİLİ ADAY LİSTESİ
AŞAĞIDAKİ LİNKE TIKLAYARAK ANAP MİLETVEKİLİ ADAY LİSTESİNİ GÖREBİLİRSİNİZ http://vekilblog.com/anapgenelmerkezi/Secim+Meydanlari
ANAVATAN GENEL BAŞKANI SAYIN ERKAN MUMCU’NUN MEVLİD KANDİLİ VE KUTLU DOĞUM HAFTASI MESAJI
Yüce Allah’ın insanlığa gönderdiği en son rahmet elçisi Peygamberimiz Hz. Muhammed Mustafa’nın dünyaya teşrifleri muhakkak ki Yüce Allah’ın insanlığa en büyük lütfudur.
Barış ve hoşgörü timsali Peygamberimiz Hz. Muhammed’in mesajının tüm insanlığa doğru anlatımına günümüzde her zamankinden daha çok ihtiyacımız vardır. Zira en küçük anlaşmazlıkların kavgaya dönüştüğü, güçlülerin zayıfları ezdiği, adalet duygusunun örselendiği, kuvvetle hikmet arasındaki irtibatın koptuğu, tabiatın hoyratça kullanıldığı ve kirletildiği, akıl almadık sapkınlıkların görüldüğü, insanların asude bir hayata özlem duyduğu bir zaman diliminde yaşıyoruz.
Diyalog, hoşgörü ve tolerans eksikliği, farklılıklara karşı tahammülsüzlük ve farklılıklarla barış içinde bir arada yaşama konusunda yaşanan sorunlar gündelik hayatımızı doğrudan etkiler hal almıştır. Böyle bir ortamda, Hz. Peygamberin insanları kardeş yapan, insana sırf insan olduğu için değer veren, nefret olan yere sevgiyi, kuşku olan yere inancı, ümitsizlik olan yere ümidi, karanlık olan yere aydınlığı, üzüntü olan yere sevinci ikame eden, barış ve rahmet yüklü mesajına daha çok ihtiyaç duyulmaktadır. İnsanlığın bunca birikime rağmen onun 1400 küsür sene evvelki kendi mescidinde Hıristiyanlara ibadet imkânı tanıyan hoşgörülü yaklaşımından alacağı çok dersler vardır.
Bu duygu ve düşüncelerle âlemlere rahmet olarak gönderilmiş Peygamberimiz Hz. Muhammed’in doğumunun 1436. yıldönümü vesilesiyle kutlanan Kutlu Doğum Haftası’nın ve Mevlid Kandili’nin tüm insanlığa barış ve adalet, milletimize ve tüm İslam âlemine hayırlar getirmesini temenni ederim”
Erkan MUMCU
Genel Başkan
ANAVATAN PARTİSİ GENEL BAŞKANI SAYIN ERKAN MUMCU’NUN 23 MART 2007 CUMA GÜNÜ CNN TÜRK’TE KATILDIĞI ‘ANKARA KULİSİ’ PROGRAMININ DEŞİFRESİ
ANKARA KULİSİ/CNN TÜRK 23.03.2007
Fikret Bila: İyi günler sevgili izleyiciler. Ankara Kulisinden merhaba. Murat Yetkin’le birlikte yine huzurlarınızdayız. Tahmin edeceğiniz gibi son haftalarda Ankara’nın temel gündemi cumhurbaşkanlığı seçimi, belki Türkiye’nin gündemi demek de doğru olabilir. Çünkü en çok konuşulan tartışılan konuların başında kısa sürenin kaldığı cumhurbaşkanlığı seçimi geliyor. Biz bu hafta Anavatan Partisi Genel Başkanı Sayın Erkan Mumcu’yu konuk ediyoruz. Sayın Mumcu hoş geldiniz programa.
Erkan Mumcu: Teşekkürler
Fikret Bila: Açış konuşmamda da söylediğim gibi gündemimiz cumhurbaşkanlığı seçimi. Onun için ben hemen bu konuda ilk soruyu yönelterek başlayayım istiyorum. Son günlerde Başbakan Sayın Erdoğan’ın cumhurbaşkanı olup olmayacağı konusunda değişik yorumlar yapılıyor. Ana muhalefet lideri CHP Genel Başkanı Sayın Deniz Baykal çok emin bir şekilde Sayın Erdoğan’ın aday olmayacağını söylüyor. Özel bir bilgiye sahip olmadığını ama bu siyasi tablonun Sayın Erdoğan tarafından değerlendirileceğini ve kendi kararıyla aday olmayacağını iddia ediyor. Siz de muhalefet liderlerinden biri olarak bu konuda ne tahmin ediyorsunuz, ne düşünüyorsunuz?
Erkan Mumcu: Valla ben bir tahminde bulunmak istemem. Benim söyleyeceğim sadece şu; sürece baktığımda, yürütülen kampanyaya baktığımda, halkla ilişkiler kampanyalarına baktığımda Sayın Başbakanın zaten ‘çelik-çomak verdik’ tarzındaki ifadelerinin ardındaki psikolojinin de yansıttığı şey, bu konuda son derece arzulu, istekli ve süreç bu yönde işliyor diye ben görüyorum. Sayın Baykal’ın da bunu isteyip istemediğinden yani Sayın Erdoğan’ın cumhurbaşkanı olmasını isteyip istemediğinden çok emin değilim. Bana sanki istiyormuş gibi geliyor. Çünkü bu yöntemle bakıldığında, yani ‘çıkamaz, çıkmayacak, olmaz, olamaz, karısının kıyafeti böyle, kendisinin şusu var’ tarzındaki tutumlarla ancak kışkırtıcı bir etki yaratıyor diye düşünüyorum. Ve benim için de önemli olan zaten kimin cumhurbaşkanı olacağından çok cumhurbaşkanlığının nasıl bir sistem olarak işleyeceği, Türk demokrasisinin gerçekten elindeki fırsatı kullanıp, bir bürokratik otoriteyle idare edilen devlet olmaktan çıkıp, bir demokratik iradeyle yönetilen devlet haline gelip gelmeyeceği. Ben bu süreci baştan itibaren yanlış tartışıldığını görüyorum. Bence doğrusu cumhurbaşkanını halka seçtirmektir. Bunun için bir buçuk yıl kadar önce Sayın Başbakana bir mektup yazarak çağrıda bulunmuştum. Sayın Baykal’a defalarca çağrıda bulundum; bu konuda bir Anayasa değişikliğinin yapılması konusunda. Hiçbir girişim bu konuda yapılmadı ne yazık ki. Bizim de sayımız yetmediği için biz sadece bu konuyu gündemde tutmaktan öteye bir şey yapamadık.
Murat Yetkin: Evet o Anayasa değişikliği süreci de artık geçti galiba değil mi? Yani şu anda olsa da…
Erkan Mumcu: Hala mümkün. Bence bu konuda özellikle CHP’nin daha duyarlı davranması gerekiyor. Başka formüllerle çare aramazdan önce veyahut da kendisini bir jüri yerine koyup ‘onu isterim, bunu istemem’ tarzında dayatmalarda bulunmak yerine çözümü daha demokratik usullerle aramalı. Bir Anayasa değişikliği teklifi verirsek eğer AKP buna sıcak yaklaşabilir. Yaklaşmasa bile kamuoyunun baskısı bu konuda önceden görülmesi zor sonuçlar çıkarabilir. Yani daha doğrusu kamuoyu baskısı oluşabilir. Oluşmasa bile bu cumhurbaşkanlığı seçiminin halkın iradesinden kaçırılmış bir seçim olduğu kamuoyu vicdanında tescil edilmiş olur.
Murat Yetkin: Sayın Baykal son günlerde hem söylem olarak dozu yükseltiyor bir yandan da bir rahatlık geldi gibi sanki. ‘Olmayacak, kesin olmayacak’ Daha dün CNN Türk ve “Böyle bir şey olmayacak. Yapamaz” dedi.
Erkan Mumcu: Kişisel sorun değildir ki ama.
Murat Yetkin: Yani şunu da ekliyor ‘bir istihbarata bağlı olmadan konuşuyorum’ diyor. Fakat sizce bildiği bir şey mi var? Bu rahatlık ana muhalefet liderine nereden geliyor sizce?
Erkan Mumcu: İnşallah bildiği bir şey yoktur. Hele bir de bildiği bir şey var da konuşuyorsa bu çok daha ayıp bir şey. Eğer bildiği bir şey varsa o bildiği bir şeyi engellemek için elinden gelen her şeyi yapmalıdır.
Murat Yetkin: Hayır ‘bildiği bir şey’ derken ben Erdoğan’ın olmayacağına ilişkin bildiği bir şey demek istemiştim. Siz ne demek istemiştiniz?
Erkan Mumcu: Ben şunu söylemek istiyorum; Bir hafta öncesinde söylediği ‘bir takım duyarlı çevrelerin bu konuya müdahil olacaklarını umuyorum’ yönlü beyanına dayanarak söylüyorum. Eğer böyle bir duyuma dayanıyorsa bu beyanı, yani bir umuttan öteye bir duyuma dayanıyorsa bu beyanı bence şık olmayan bir yaklaşım. Ben şunu sormak istiyorum; Peki Erdoğan olmasın. Kim olsun?
Murat Yetkin: Ama tam açık konuşmadınız. Biraz daha açık konuşabilir misiniz?
Erkan Mumcu: Çok net açık konuştum, çok net. Sayın Baykal’ın iki hafta yada on gün kadar önce bir gazeteye verdiği röportajda ‘Cumhurbaşkanlığı konusundaki tutumunu değiştireceğini düşünüyorum. Bu konuda duyarlı çevrelerin müdahalesini bekliyorum’ tarzında bir sözü vardı. Hatta karikatürleri de çizildi; ‘O zaman seni de askere alalım’ diye. Daha açık nasıl söyleyebilirim yani bunu. Dolayısıyla ben bunları çok şık bulmuyorum. ‘Sayın Erdoğan seçilmeyecek’ Kim seçilecek peki? Mesele kimin seçileceği değil. Bugünkü parlamento çoğunluğuna baktığınızda, bugünkü siyasi partilerin yönetilme biçimlerine, usullerine baktığınızda ya Erdoğan kendisi seçilecek ya onun seçtiği birisi seçilecek. Ben de diyorum ki: “Millet seçsin şunu.” Yani bir sağduyuda birlik yapalım. Gelin Türkiye’yi demokratik bir ülke olarak, gerçekten sistemi yerli yerine oturmuş bir ülke olmak üzere bir demokratik uzlaşıya gidelim iktidarı, muhalefeti ve halkın önüne götürelim sandığı. Olmadı, olmadığını varsayalım yani Sayın Erdoğan aday olmadı. Başka kim olacak? Mutlaka onun münasip gördüğü birisi aday olacak ve de mutlaka o seçilecek. Köşkte, aşağıda başbakan tarafından kumanda edilen bir cumhurbaşkanı olmasını ben istemem. Yani ben böyle bir cumhurbaşkanlığı olsun istemiyorum Türkiye’de. Cumhurbaşkanlığı görev ve sorumluluğunu taşıyacak, bunu müstakil kişiliğiyle ortaya koyacak bir kişi orada bulunmalıdır.
Fikret Bila: Efendim siz tabii ‘Halk seçsin’ derken bir rejim değişikliği mi öneriyorsunuz? Yani başkanlık sistemine geçilme anlamında söylüyorum. Çünkü cumhurbaşkanını halkın seçtiği bir cumhurbaşkanının yeni bir anayasayla ülkeyi yönetmesi lazım. Yani cumhurbaşkanını halk seçti ama yine sembolik bir cumhurbaşkanı olsun veya yarı yetkili yarı olmasın gibi bir sistem de halkın seçmesinin gerektirdiği gücü vermez cumhurbaşkanına. Oysa sizin önerdiğiniz aslında başkanlık sistemi. Bu zaman zaman Türkiye’de tartışıldı.
Erkan Mumcu: Aslında benim önerdiğim şey bugünkü yetkileriyle halk tarafından seçilmesi. Buna sadece belli durumlarda meclisi seçime götürme konusunda daha güçlü yetkilerin verilmesi. Bakın bizdeki cumhurbaşkanlığı yetkileri Fransa’daki yarı başkandan daha fazladır, hatta bazı yetkileriyle bizdeki cumhurbaşkanının yetkileri Amerikan başkanından da fazladır. Yani illerdeki il müdürlerinin atanmasından kaymakamların, valilerin atanmasına kadar, her bakanlığın daire başkanlığından müsteşarlığına kadar bütün kademelerinin atanmasına kadar, kanunların yayınlanması, veto edilip edilmemesine kadar, yüksek yargı organlarının, yüksek öğretim kurumlarının, kurulların bütün üyeliklerinin onaylanmasına, Bakanlar Kurulu kararnamelerinin yayınlanarak yürürlüğe girmesine kadar her aşamada, bütün idari süreçleri imzasıyla tamamlayan konumdadır cumhurbaşkanı. Dünyada bu kadar yetki kullanan bir cumhurbaşkanı yok. Ama bu kadar da hukuka ve demokratik olarak halka karşı sorumsuzluğu tanımlanmış –kişisel sorumsuzluktan söz etmiyorum.- cumhurbaşkanı da yok. Biz zaten bir yarı başkanlık sisteminin içinde yaşıyoruz. Bizimki yarı başkanlıktan da öteye bir başkanlık neredeyse. Çünkü yürütmeyi ikiye parçalayan bir yapı.
Fikret Bila: Ben bunu anlıyorum. Bu konuyu daha önce de siz açmıştınız zaten. Daha önce başka liderlerin de önerileri oldu. Bu hep tartışılır, konuşulur ancak bir türlü realize edilmez, anayasa değişikliğine gidilmez. Biraz da tabii çoğunluk partilerinin cumhurbaşkanı seçimini kendi sandalyelerine dayanarak seçmek istemelerinden kaynaklanıyor. Belki bir süre sonra Sayın Erdoğan da başkanlık sistemini savunabilir ama genellikle bunu köşke çıktıktan sonra yapıyor liderlerimiz.
Erkan Mumcu: Zaten Başbakan parti kuruluş belgesinde bunu ilan etmişti.
Fikret Bila: Evet. Ben şunu sormak istiyorum; Siz Erkan Mumcu olarak, Anavatan’ın Genel Başkanı olarak sizin tavrınız ne olacak? Çünkü bir de şu yön tartışılıyor; Eğer Sayın Erdoğan aday olursa işte 367 tartışması bakımından Anavatan grubunun orada hazır bulunması önem taşıyor. Sizin bu konuda bir kararınız var mı? Yani Meclis’te bulunacak mısınız?
Erkan Mumcu: Ben 367 tartışmasını bir hukukçu olarak baktığımda çok tutarlı bir tartışma olarak görmüyorum. Ancak demokratik olarak, yani hukukçu kimliğimden çok siyasetçi kimliğimle bu görevi yürütüyorum ve siyasetçi olarak baktığımda ne yapılması gerektiği konusunda kamuoyu duyarlılığına bakarım. Kamuoyunun bu konudaki talebinin ne olduğuna bakarım. Kahir ekseriyetinin ama bir kahir ekseriyetinin ortaya çıkması önemlidir. Kahir ekseriyetinin yaklaşımının ne olduğuna bakarım, adayların kimler olacağına bakarım, başka hangi seçenekler olduğuna bakarım. Dolayısıyla bugünden CHP’nin yada başkalarının bizden beklediği gibi işte ‘gireriz-girmeyiz’ yönlü bir kararımız olmadığı gibi böyle bir düşüncemizi de bugünden bir taktik manevranın konusu etmek istemem. Çünkü burada hala atılacak adımlar varken bu adımların atılmamış olması dolayısıyla kendilerine başka taktik alanlar açmak isteyenlerin dayanağı olmak durumunda değiliz.
Murat Yetkin: Enteresan birkaç şey söylediniz. ‘Hukukçu olarak başka, siyasetçi olarak başka bakarım’ dediniz. ‘Kamuoyunun ekseriyeti nasıl belirlenecek buna bakarım’ dediniz. Bir de ‘Başkalarının taktik manevralarına araç olacak şekilde bugünden görüşümü açıklamam’ dediniz. Bunu derken bana göre Anavatan Partisini siz bir anahtar role yerleştirdiniz.
Erkan Mumcu: Tam tersine anahtar rolü olmasını reddeden bir tutum ortaya koyuyorum. Kaldı ki böyle bir rolün olacağına, doğacağına da çok ihtimal vermiyorum. Yani parlamentoda CHP de dahil olmak üzere, bağımsızlar da dahil olmak üzere pek çok milletvekilinin seçime iştirak edeceklerini düşünüyorum.
Murat Yetkin: Anladım. Peki ‘kamuoyunun kahir ekseriyetinin görüşüne bakarım’ dediniz. Onu nereden anlayacaksınız? Yani yayınlanan anketlerden mi yoksa siz kendi teşkilatınızın aracılığıyla mı?
Erkan Mumcu: Hayır. Bu anketler teşkilatlardan da gelir, bu anketler yapılır da zaten. Bunlar çok bilimsel yöntemlerle de yapılan şeylerdir zaten. Benim burada söylemek istediğim şey şu; Ben bu konudaki tavrımı, oy kullanmak, kullanmamak, lehte kullanmak, aleyhte kullanmak tavrımı bir hukuksal soruna, bir hukuksal vakaya ayarlı olarak yapmam. Ben demokratik olarak tavrımı ortaya koyarım. Bugünden Başbakan’a ve Anamuhalefet liderine çağrıda bulunuyorum; Türkiye daha onlarca yıl bu ucube sistemle hiçbir yere gidemez. Türkiye bunun bedelini çok ağır ödüyor. Bakın 2 yıllık cumhurbaşkanlığı tartışmalarının Türkiye’ye getirdiği ilave bedel, borçlanması üzerinden Türkiye’ye getirdiği ilave bedel en azından 20 milyar dolardır şu 1.5 yıl zarfında. 350 milyar dolar toplam borçlanması olan bir ekonominin bu öngörülmezliğinin üstünden bir 5 puan ilave faiz ödemesinin karşılığı budur. Bu ülke bu bedeli ödemek için ne yaptı? Kaldı ki bakıyorsunuz, hükümetlerin bahanesi; ‘cumhurbaşkanı onaylamıyor’ cumhurbaşkanının bahanesi; ‘hükümetler doğru iş yapmıyor.’ Cumhurbaşkanı her türlü yetkiye sahip; tokmak elinde, davulu hükümetin boynuna asıyor. Yada tam tersine hükümet yapabilecekken yapmamasının nedenlerini –mesela YÖK reformu böyledir. YÖK reformu konusunda bugünkü Sayın Cumhurbaşkanının, (işte TV’de söylüyorum, herkesin duyacağı şekilde söylüyorum) bugünkü Sayın Cumhurbaşkanının muvafakati vardı. O günkü Anayasa değişikliği çerçevesine muvafakati vardı.) Öyle cumhurbaşkanı engellemiş falan değildir Türkiye’de YÖK reformunu. Sayın Baykal’la Sayın Erdoğan’ın vardıkları bir uzlaşmadır bunun rafa kaldırılmasının nedeni. Ve Türkiye’nin bugün üniversite üzerinden çektiği ızdırapların nedeni budur. Ama birbirleriyle sürekli üniversite üzerinden tartışıyorlar. YÖK’le Başbakan tartışıyor, şu oluyor, bu oluyor.- demek istediğim şu ki; ortada çözüm varken çözümü gerçekleştirmemiş olmanın sorumluluğunu başkasına atmak isteyen herkes bu ikilikten yararlanıyor. Biz rejimimizi, sistemimizi dünyada örnekleri olduğu gibi demokratik bir düzene getirelim. Ya Almanya’da ve bizim 61 Anayasamızda olduğu gibi temsili bir cumhurbaşkanımız olsun yada gerçekten bu yetkileri kullanacaksa bir cumhurbaşkanı, onu halk seçsin, yetkiyi halk versin, o da dönsün halka hesap versin. Yani bunun için hala fırsat var. Bu fırsat varken ben, bu fırsata odaklanmak, çözüme odaklanmak yerine entrikaya odaklanmayı reddediyorum.
Murat Yetkin: Şimdi siz olması gerekeni söylüyorsunuz. Bence de cumhurbaşkanının halk tarafından seçilmesi iyi bir yöntemdir. Ama bir de gerçek bir dünyada yaşıyoruz. Şimdi Meclis’te ezici çoğunluğu oluşturan iktidar partisiyle ana muhalefet partisi şu anda bunu gündeme getirmek istemiyor. Siz olması gerekeni söylüyorsunuz güzel. Ama bunun olacağı gibi bir izlenim bende yok.
Erkan Mumcu: En azından bunda anlaşalım.
Murat Yetkin: Dolayısıyla bir gerçek zeminde oynuyoruz, -reel anlamında, acı gerçek anlamında.-
Erkan Mumcu: Burada en azından şunu anlayalım. Bu seçenek, yani Cumhurbaşkanını halkın seçmesi seçeneği, parti kuruluş beyannamesinde ve programlarında var olmasına rağmen AKP tarafından bugün unutulmuştur ve dolayısıyla AKP halka karşı sözünü unutmuştur bir. İki; CHP Cumhurbaşkanlığı konusunda, Cumhurbaşkanının halkça seçileceği bir girişimde bulunmaktan, bir Anayasa değişikliğine imza vermekten özenle kaçınmaktadır. Elde var bunu iyi bilelim. Bu konuda bir demokratik kamuoyunun oluşması bence bu süreci hızlandırabilirdi? Yani bu imkânsız değil ki. Bir hafta içinde gerçekleştirilebilir bir Anayasa değişikliği, yani bu reel, acı gerçek dediğimiz şey hakikaten acı bir gerçek. Bilelim bunu, kamuoyu da bilsin bunu. Türkiye’nin önünü tıkayan şeyin ne olduğunu bilelim.
Murat Yetkin: Tamam. Güzel, mesajınızı verdiniz. Şimdi acı gerçeğin sınırları içinde ne yapacaksınız? Yani Fikret’in az önce sorduğu soruda o. Bir olması istenen gerçek var, bir de acı gerçek var.
Erkan Mumcu: Söyledim biraz önce.
Murat Yetkin: Tamam, o olması gereken söz. Şimdi acı gerçeğe gelelim.
Erkan Mumcu: Evet onu da söylüyorum. Yani…
Murat Yetkin: Yani Sayın Baykal’da, Sayın Erdoğan’da Cumhurbaşkanının halkın seçmesi konusunda bir anayasa değişikliğinde şu arada kalan sürede gitmeyecekler. Benim bir gazeteci olarak naçizane anladığım budur.
Erkan Mumcu: Herkesin karnından konuştuğu, imayla konuştuğu, ortada Cumhurbaşkanı adayının bile belli olmadığı bir süreçte, ‘şu olursa, bu olursa, şöyle olursa’ tarzındaki senaryolar konusunda benden görüşlerimi açıklamamamı istiyorsunuz. Ben de açıklıyorum, çok net bir şekilde açıklıyorum. Daha ne yapıyım? Daha ne söyleyeyim? Yani birisi karnından konuşuyor; “Nisan’da açıklarız.” Cumhurbaşkanlığı yaa! Türkiye bunun üzerinden ilave faiz ödüyor kardeşim. Bu öngörülmezlik yüzünden ilave faiz ödüyor, ilave yük çekiyor bu ülke, ilave bedel ödüyor. Yani bunun keyfini sürerek adeta ve bunu böyle -bağışlayın- bana utanmazca gelen bir edayla bir oyuncağa dönüştürmüş olduğunu övünçle ifade ediyor. Bu ayıp bir şey. Onu yani, ‘bir çelik çomak verdik oynuyorlar’… Oyuncağa dönüştü bu iş derken bu millete, bu tavrınızın bedelinin ne kadar pahalı olduğunu görmezden gelmek çok ayıp bir şey. Burası babanızın çiftliği değil ki. Bu lafları söylediğinizde kalan, bunlar öyle ortaya söylendiği gibi kalan laflar değil ki. İnsanlar yatırım kararlarını buna göre veriyorlar, insanlar o günkü hazine borçlanmasından hangi faizle bono alıp, almayacaklarını bu öngörülebilirliğe göre karar veriyorlar. İnsanların buna dair beklentileri var.
Öteki taraftan ana muhalefetin durumu. Allah aşkına bir bakın. Yani ‘birilerinin müdahale etmesini bekliyor… Ben inanıyorum çıkmayacak…’ Başka mevzu mu kalmadı kardeşim? Tekrar Anayasa değişikliğini vererek Türkiye için doğrularını konuşalım. Ve herkes, sanki yani, tamamen düzeyde ve hiçbir şekilde toplumsal hayatla ilgisi olmayan bu tartışmaları, “kim olacak” tartışmalarını, burada da ifade edildiği gibi gerçek olarak kabul ediyoruz, ama Türkiye için gerçek çözümü, Türkiye için çıkış yolunu, bütün dünya demokrasilerinin benimsediği yolu gerçek dışı bir şey olarak, “burası Türkiye” deyip geçiştiriyoruz. “Burası Türkiye” deyip geçmeye daha ne kadar devam edebiliriz? “Burası Türkiye” Babamızdan bunu duyarak geldik, dedemiz de muhtemelen böyle söylüyordu, yani çocuklarınızın da bunu söyleyecek olması sizi ürpertmiyor mu? Beni ürpertiyor yani, benim çocuklarım, torunlarımın da yine böyle oturup “Burası Türkiye” demesi, dünyadan ayrışık, yabani bir ülke tarif eder gibi, her türlü acayipliği olağan kabul ettiğimiz bir ülkede yaşadığımız duygusu iğrenç bir şey. -Özür diliyorum yani- O bakımdan şunu söylemek istiyorum; çözümü öneriyorum. Ben niye…
Murat Yetkin: Şimdi şunu mu efendim kastediyorsunuz?
Erkan Mumcu: Yani burada Deniz Baykal taktik senaryo kuracak, ben de onun senaryosunun oyuncusu olacağım veya Başbakan taktik senaryo kuracak, ben onun oyuncusu olacağım. Yok böyle bir şey. Ben milletin vekiliyim ve millet adına konuşacağım.
Fikret Bila:Yani efendim Sayın Başbakanın veya Sayın Anamuhalefet liderinin adaylarını açıklamalarını mı söylemeye çalışıyorsunuz?
Erkan Mumcu: Hiç şüphesiz, adaylarını açıklaması çok önemli.
Fikret Bila: Çünkü şunu da herhalde söyleyemezsiniz? Yani Türkiye kamuoyu kuşkusuz Cumhurbaşkanlığı konusunu tartışacak. Çünkü çok önemli bir makam, sizde ifade ettiniz. Hani bunu gündem dışına itme lüksü de yok Türkiye’nin. Onun için belki bu tartışmayı yönetecek olan siyasi liderlerin daha net bir şekilde tavır ortaya koymalarını talep etmek doğru olabilir ama hiç konuşmayalım veya Başbakan…
Erkan Mumcu: Ben size dair bir şey söyleyebilir miyim? Ama kamuoyu tartışacak.
Fikret Bila: Yani bu tartışma önemsiz bir tartışma demiyorsunuz.
Erkan Mumcu: Hiç şüphesiz.
Fikret Bila: Aktörlerin belki net bir şekilde görüşlerini söylemedikleri için…
Erkan Mumcu: Tam da bu.
Fikret Bila: …için bir sonuca varamıyoruz.
Erkan Mumcu: Tam da bu. Ben de bunu söylüyorum, aktörleri bu işi bir oyuna dönüştürdükleri için. Bugün, bu televizyonu izleyen insanlar geleceğe ilişkin bir takım tararlar vermezden önce, ülkenin siyasi geleceğinin neye benzeyeceğini bilmek istiyorlar. Köşkte nasıl bir insanın olacağını bilmek istiyorlar.
Murat Yetkin: Bu da hakları tabi.
Erkan Mumcu: Bu da hakları. Ne olur? Yani çıkıp söyleseniz ne olur? Adaylarınızı söyleseniz ne olur yani? Utanılacak bir haliniz mi var?
Fikret Bila: Siz profil olarak gerçekçi konuşmaya çalışan, politik taktiklere prim vermeyen bir söylem kullanıyorsunuz. Nitekim bu programda da böyle yaptınız. Ben bu yaklaşımınızdan hareketle bir soru sormak istiyorum. Şimdi cumhurbaşkanlığı seçiminden sonra erken veya zamanında bir genel seçime gideceğiz. Anavatan Partisi’nin konumu ne olacak? Çünkü son dönemlerde başka partilerle ‘ittifak’ edebileceğine dair ANAVATAN’ın bir takım yorumlar yapılıyor, bir takım görüşler ortaya konuluyor. Şuana kadar baktığımızda partinin yüzde 10 barajını şu aşamada en azından kolayca aşmış gibi gözükmediğini de gerçekçi bir yaklaşımla söylemek lazım. Siz AKP Hükümetinden ve AKP’den büyük bir iddia ile ayrıldınız ve ANAVATAN’ın başına geçtiniz. Bir misyon yüklendiğinizi iddia ederek dolayısıyla bu lider olarak ilk genel seçiminiz olacak. Partinizi, kendinizi nasıl görüyorsunuz. Yeniden, ittifaklarla Meclis’e girmeye çalışan bir ANAVATAN mı göreceğiz? Yoksa kendi başına seçime girecek gücü olduğuna inanan bir ANAVATAN mı göreceğiz?
Erkan MUMCU: Teşekkür ederim. Ben bu yola çıkarken söylediğim şeyi tekrar etmek istiyorum. Türkiye’nin alternatife ihtiyacı var. Türkiye’nin aradığı şey bir kulvarda, bir istikamette giden bu treni kaldırıp bu raydan alıp, başka bir raya taşıyacak bir vizyondur, bir siyasi iradedir. Bu irade millette saklı. Bu iradeyi Türkiye’nin yerine hiç kimse, ne bir lider, ne bir başkası ortaya koyamaz. Ve bunun ortaya çıkacağı yer de sandıktırdır. Bizim Türkiye’ye önerdiğimiz şey, Türkiye’nin geleceğidir. Türkiye hangi program, hangi politika, hangi tedbir, hangi akılla başka bir hayatı seçebilir, başka bir istikamette gelişmenin, zenginleşmenin önünü açabilir, özgürleşmenin önünü açabilir. Çağdaş dünyada saygın bir yer edinebilir. Dolayısıyla bizim temelde misyonumuz Türkiye’nin önüne bu aklı koymaktır, bu çözümü koymaktır. Milletin önüne bunu koymaktır. Millet buna dair iradesini sandıkta ortaya koyacaktır. Çeşitli anketler yayınlanıyor. Bu anketlerin birbiri ile çelişkili pek çok sonuçları var ama ben de partimde yaklaşık 10 yıl doğrudan doğruya bu işle sorumlu oldum. Bizzat kendi yönettiğim anketler de oldu. Bunlardan hangilerinin isabet kaydettiğini, hangilerinin isabet kaybetmediğini de üç aşağı beş yukarı biliyorum. Bugün yapılan anketlerde bakılacak sonuç -bunu buradan araştırmacıların da kulağına küpe olsun diye söylüyorum- “Bugün seçim olsa kime oy verirsiniz?” sorusuna cevap değildir. Bugün yapılacak anketlerde üç soruya verilecek cevap önemlidir: “1- Oy vereceğiniz partiye karar verdiniz mi? 2- Geçen seçimlerde oy verdiğiniz partiye oy vermeyi düşünüyor musunuz? 3- Geçen seçimlerde hangi partiye oy vermiştiniz?” Bu üçünün ilişkisinden ortaya bir tablo çıkar. Siyasi partilerin oklarını aşağıya doğru mu yukarıya doğru mu yoksa paralel mi seyrettiğini görürsünüz buradan. Aşağıya doğru seyredenler düşüş trendindedir, yukarıya doğru seyredenler yükseliş trendindedir. Önümüzdeki siyasi konjonktürde ne yaşanacağı, nelerin yaşanacağı bunu tayin edecektir. Biz henüz Türkiye ile kendi görüşlerimizi, kendi programımızı, Türkiye’yi değiştireceğine inandığımız programımızı paylaşmak fırsatı bulamadık. Birçok nedenle bulamadık. Birincisi bu medyanın günü birlik iletişiminde seçtiği bir yöntem değil. Bunu ‘propaganda’olarak değerlendiriyor. Bunun için mecralar var satıl alınmış reklam alanları, billboardlar, gazetele ilanları, afişler, broşürler v.b bu bir ekonomik mesele biz ayağımızı yorganımıza göre uzatmak zorundayız. Seçim menzilinde kullanabileceğimiz kaynakları şimdiden kullanma imkanından mahrumuz. Bunlardan baktıktan sonra ben millete güveniyorum. Zaten çıktığım yola millete güvenerek çıktım. Yani herhangi bir şeye güvenerek çıkmadım. Çıktığım şartlar bir hatırlansın. Kamuoyu araştırmaları AKP’yi yüzde 60’larda gösteriyorlardı. En düşük gösteren yüzde 55’de gösteriyordu. 17 Aralık kararı henüz imzalanmıştı, Türkiye, Avrupa Birliği ile müzakerelere başlamanın coşkusu içerisindeydi. “AB’ye girdik” diye gündüz havai fişek atılıyordu.
Fikret Bila: İlkel bir şey soruyorum. Siz yüzde 10 baraj sebebiyle ittifak yapılmasını meşru görüyor musunuz?
Erkan Mumcu: Ben meşru görüyorum ancak bizim böyle bir arayışımız yok. Neden meşru gördüğümü de söyleyeyim. Şunun için meşru görüyorum: Sonuçta baraj halka yasak getiren bir şey oluyor. Herhangi bir parti yüzde 1 oyu var, yüzde 0,5 oyu var, yüzde 1,5 oyu var. Yüzde 1 oyu olan bir partinin bir milletvekili ile olsa Türkiye Büyük Millet Meclisinde temsil edilme hakkı bana göre vardır. Bu partinin hakkı değil bu oy veren insanın hakkıdır. 1 kişi 1 oydur. Demokrasinin prensibi budur. 1 kişi 1 oy. Ama baktığınız zaman parlamentoya mesela AKP’nin tablosunda 1 kişi 3 oy demek oluyor bugünkü Mecliste temsile baktığınızda, CHP açısından baktığınızda 1 kişi 2 oy demek oluyor. Vatandaşın yarısı yarıdan da fazlası Meclis’te temsil edilmiyor. Böyle demokrasi olmaz. Bu anti-demokratik durumu iktidarlar değiştirmeye yanaşmayınca geriye kalıyor vatandaşın temsil edilebilirlik için bulabileceği fırsatlara. Nedir o fırsatlar? İşte ittifaklar, şunlar bunlar… İnsanlar bu yöntemlere başvuruyor olabilirler ama Anavatan Partisi olarak biz bunu benimsemiyoruz. Biz bu arayışta değiliz. Neden bu arayışta olmadığımızı da şöyle ifade edebilir. Bu partinin yetkili kurullarında, genel kurullarında filan görüştüğümüz bir şeydir değil. Henüz önümüzde böyle somut bir plan “şunla şunu yaparız, bunla bunu yaparız” tarzında bir öneri veya bir temasta zaten yok. Böyle bir arayışımızda yok. Ama prensip olarak biz bu süreçte halkın önüne koyacağımız programın etkili olacağına, insanların bizi tercih etmesi yönlü taleplerini yönlü bir değişim gerçekleştireceğine biz inanıyoruz. Vatandaşın vicdanına güveniyoruz. Bu süreçte diyelim ki bizimle ittifak kurmak isteyen partiler olursa bunu değerlendiririz. Ama şu aşamada biz böyle bir yaklaşım içinde değiliz. Kamuoyunda tartışılan başka bir mesele ‘parti birleşmeleri’ meselesi. Bu bugüne dair bir mesele değil bir kere bunun altını çizelim. Bu ben siyasete girmeden de var, 1983’den bu yana bu tartışma, bu muhabbet devam ediyor. Bunun bir hikayesi var. Kamuoyundan her zaman böyle bir talep geliyor. Genellikle de siyasi partilerin liderleri, kadroları –aslında liderlerden çok kadrolardır bu çünkü birleşme kadroların yarısını dışarıda bırakmak demektir- direnci ile karşılanıyor. Ben 10 yıldır aynı şeyi söyledim. Türkiye’de Milli Demokrat Merkez diyebileceğimiz bir taraftan milli niteliklere yani milli devlet politikalarına duyarlılığı yüksek diğer yandan demokrat mutlaka demokrat yani çözümlerin tamamını milli egemenlik çözümünde arayan bir siyasi merkezin teşekkül etmesi gerektiği konusunda daha doğrusu bir temerküzün yoğunlaşmanın gerçekleşmesi konusundaki görüşlerimi 10 yıldır da söylüyorum. Ama bunun yani “siyasiler bir araya gelsinler de kendileri için bir çatı kursunlar” dan ibaret bir şey olmayacağını daha istifa ettiğim günlerde söyledim. Bu bugüne dair. Bu, anketlerin gösterdiklerine dair bir şey değil. İnançla söylüyorum bu gerçek anlamda milleti toparlayacak yani fikirlerde, projelerde, projeksiyonda, iradede birlik olursa gerçekleşebilecek bir şey. Bir takım insanlar bu konuda misyonlar üstleniyorlar, ‘birleştirme’ çabaları. Ben kimsenin çabasını küçümsemeyi kendi hakkım olarak görmüyorum. Ama kendi düşüncemi de dürüstçe herkesle paylaşmak istiyorum ki bu böyle siyasetçilerin çöpçatanlığıyla olmaz. Bu çok kapsamlı, bir taraftan kurumsal bir taraftan kapsamlı toplumun geniş kesimlerini içine alabilecek bir proje içinde olur. Yani olacaksa bu olur. Konuşulması gereken budur. Bunun için zaman var mı? Bu mümkün mü değil mi? Bunlar da bahsi diğer tartışmalar.
Murat Yetkin: Şimdi birkaç tane bu çerçevede konuşulan senaryo var Erkan Bey. Siz bunları biliyorsunuzdur. Bir tanesi Demokrat Parti senaryosu. Demokrat Parti’nin isim kullanım hakkı hala Anavatan Partisi’de mi?
Erkan Mumcu: Demokrat Parti, Anavatan Partisi ile birleşti evet.
Murat Yetkin: Bunun kullanım hakkı da sizde doğru mu?
Erkan Mumcu: Evet
Murat Yetkin: Dolayısıyla konuşulan senaryo işte ‘Doğru Yol Partisi ile Anavatan Partisi’nin Demokrat Parti amblemi altında seçime girebileceği’ böyle bir şey var mı?
Erkan Mumcu: Bu konuda hiçbir temas, hiçbir görüşme en azından partiyi bağlayacak, partinin bilgisi dahilinde yok. Olsaydı da söylerdim. Yani zaten bunların gizli şekilde yürütülmesinin hiçbir yararı olmadığına inanırım. Tam tersine zararı olur. Bir şey olacaksa halkın gözünün önünde olmalıdır. Halkın gözünün önünde olmazsa halk oradan bir komplo algısı bir “yani pişirmişler ama içine ne koymuşlar? Ben bunu yemem.” duygusuna kapılır. Yani her şeyi alani yapmak lazım. Olsaydı söylerdim gerçekten yok.
Murat Yetkin: burada bir şey daha var. Mesut Yılmaz, Anavatan Partisi’nin eski genel başkanlarından, eski başbakan pek çok haberler yer alıyor “Rize’den bağımsız milletvekili girecek” diye. Kendisinden de çok net bir açıklama gelmiş değil. Sizin daha önce yapmış olduğunuz bir çağrı var “kapımız açıktır” çağrısı yanlış hatırlamıyorum.
Erkan Mumcu: Biz açıklık demeyi bile gereksiz sayarız. Çünkü…
Murat Yetkin: Son konuştuğumuzu tekrarlar mısınız? Niye eski genel başkanınız bağımsız giriyor Rize’den?
Erkan Mumcu: Şimdi ben kişilerin tercihi hakkında bir şey diyemem. Ama söyleyeceğim bir şey şu: Burası bir siyasi parti ve burası bir demokrat partidir. Gerçekten bir demokratik partidir. Burada öyle sanıldığı gibi genel başkan hegemonyası geçmişte de olmamıştır. Hiç olmadı demek genel başkanların liderlik etkilerinin baskın olmadığını söylemek istemiyorum ama geçmişte de mesela bu partinin merkez kararları özgür seçilmiştir, olağanüstü bir rekabetle seçilmiştir. Bu parti böyle bir partidir. Benim babamın malı değil ki bu parti ben insanlara “gel, gelme. Gelirsen şöyle olur, gidersen şöyle olur” diyeceğim. Kendi bulunduğum yer ve konum dahi bu parti genel kurulunun yani yüz binlerce üyenin iradesine bağlıdır. Dolayısıyla kendi takdiridir, insanların kendi takdiri için bir değerlendirme yapmak istemem. Çünkü konuşuldukça laf ürüyor, laf üredikçe lafın içinden laf çıkıyor. Bunlar bir fayda da sağlamıyor.
Fikret Bila: Evet, sevgili izleyiciler. Ankara Kulisi son bölümüne geldik. Konuğumuz Erkan Mumcu. Efendim, seçimlerden ve ittifaklardan söz ediyorduk. Şimdi siz “Milli Demokratik Merkez” diye bir kavram kullanıyorsunuz ve bu merkezin oluşumunda ANAVATAN dışında ittifak edebileceğiniz sağda veya solda partiler hangileridir? diye sorsam bir somut cevap almak mümkün olabilir mi?
Erkan Mumcu: Ben tabii bu sözle ittifakları kastetmiyorum. Yani, bu “ittifaklarla olmaz mı?”, olur ama ben ittifakları kastetmiyorum. Ben bütünleşmeleri kastediyorum. Burada kastettiğim şey; iradenin, patronajın siyasi partilerden çok topluma, sivil topluma geçtiği bir süreçten söz ediyorum. Mesela kadrolarının Türkiye’de bizim parti tüzüğüne de koyduğumuz bir ilkeyi öneriyorum. Yani “bu süreçte bir yeniden yapılanmanın iradesini kim koymalı” sorusunun cevabını şöyle söylüyorum: Türkiye’de var olan bütün illerdeki Ticaret ve Sanayi Odalarının yönetim kurulları, sendikaların yönetim kururları, esnaf odalarının yönetim kurulları, ziraat odalarının yönetim kurulları, seçilmiş muhtarların tamamı delege olarak oy kullanır ve onların seçtikleri delegasyon bu partinin veya bu birleşmenin yapısını oluşturur. Mesela milletvekili aday listelerinin bir kısmı bir girişimci heyete, % 5’i bir girişimci heyete, heyetin iradesine bırakıldıktan sonra, merkez iradesine bırakıldıktan sonra % 95’i böyle bir iradeye bırakılır.
Fikret Bila: Efendim biraz Sayın Büyükerşen’le bağdaştırılan formülüme mi benziyor? Sayın rahmetli Ecevit böyle bir ittifak önermişti; bütün partilerin ortak kurullarla aday belirlemesi gibi?
Erkan Mumcu: Demek istediğim şu: Toplumsal bütünleşmeyi Türkiye’nin merkezde bütünleşmesinin önünü açmalıdır bir proje. Dolayısıyla, yani, geçmişin ihyası projelerini yapmamak lazım mesela Demokrat Parti fikrine sadece geçmişin ihyası, geçmişteki Demokratik Parti’yi ihya etmek diye bakarsanız yanılırsınız. Bence geleceği kuracak projeler yapmak lazım. Orada o “Demokrat Parti” lafı demokrat sözcüğünün kalitesi dolayısıyladır.
Murat Yetkin: Şimdi siz çocuğun adını koymaktan çok hani “çocuk ileride hangi okullara gitsin?” falan onu konuşuyorsunuz.
Erkan Mumcu: Hayır. “Nasıl doğarı?” söylüyorum ben.
Murat Yetkin: Bir açık soru soracağım. Şimdi yeni bir partiden bir bütünleşmeden söz ediyorsunuz. Bunun tekniklerini söylüyorsunuz da kimler arasında olur, adaylarınız kimler, Anavatan Partisi hangi partilerle kendisini rahat hisseder?
Erkan Mumcu: Şimdi bu çok belli yani, bizim siyasi yelpazemiz, ama bunlar davet falan gibi anlaşılıyor, beni bir taraftan açık konuşmaya zorluyorsunuz…
Murat Yetkin: Sayın Erkan Mumcu böyle bir şey yapmıyor, sadece yakın bulduğu partileri söylüyor….
Erkan Mumcu: Benim yakın bulduklarım değil, toplumun kendi buldukları, yakıştırdıklarıdır. Biz merkezde bir partiyiz. Gerçekten tam merkezde bir partiyiz. Yani sağın sola açıldığı, solun sağa açıldığı bir yerdeyiz. Dolayısıyla mesela bizim solumuzda DSP var. Bizim sağımızda DYP var. Onun sağında MHP var veya Saadet Partisi var. İşte onun solunda başka bir parti var. Demek istediğim; bizim siyasi coğrafyamızın olduğu yer merkezin olduğu yer burası.
Murat Yetkin: DSP ile DYP yani?
Erkan Mumcu: Ama be diyorum ki “biz değil millet özne olmalı” Millet özne olmalıdır diyorum, millet. İrade millette olmalıdır.
Murat Yetkin: Komşularınızı seviyorsunuz yani DSP ile DYP’yi değil mi?
Fikret Bila: Sayın Genel Başkan çok teşekkür ediyoruz efendim. Süremizi doldurduk. Formülü de almış olduk.
Erkan Mumcu: Hayır çok samimi olarak, ben açıklıkla Türkiye için münasip olanı söylüyorum. Buradan çıkan manzara “bu adam böyle bir senaryo…” Yok kardeşim işte biz tek başımıza yürüyoruz. Hiçbir korkumuz da yok. Çözüm bizde çünkü. Göreceksiniz bütün partiler bir tarafa ANAVATAN bir tarafa tablosu çıkacaktır. Neden? Çünkü Türkiye’nin sorunlarını anlamak ve çözmekte alternatifimiz yok.
Fikret Bila: Efendim çok çok teşekkürler. Sevgili izleyiciler Ankara Kulisi’nin sonuna geldik.
|