BBP LİDERİ YAZICIOĞLU GAZİANTEPTE
BBP LİDERİ YAZICIOĞLU GAZİANTEPTE

Büyük Birlik Partisi (BBP) Genel Başkanı Muhsin Yazıcıoğlu, cumhurbaşkanını seçme yetkisinin anayasa ile Türkiye Büyük Millet Meclisi'ne (TBMM) verildiğini belirterek, "TBMM'den güven oyu almış bir hükümet meşrudur. TBMM'nin aldığı her karar da meşrudur. Cumhurbaşkanının seçilmesi TBMM tarafından sağlanacak." dedi.
Gaziantep'te, basın mensuplarına yönelik toplantıda konuşan BBP lideri Muhsin Yazıcıoğlu, cumhurbaşkanlığı seçimi konusunda seviyenin düşmesinden yakındı. Köşk seçiminin spor toto-loto gibi şans oyunlarına, 'uğur böceğinin gidip konacağı kişiye' bırakıldığını savunan Yazıcıoğlu, bu kadar değişik tartışmaların yaşandığı bir ortamda sağlıklı bir kamuoyu oluşturmanın da imkansız olduğunu söyledi. Cumhurbaşkanlığı krizinin çözüm yerinin TBMM olduğunu belirten Yazıcıoğlu, cumhurbaşkanını milletin seçmesi gerektiğini ve bu konuda yasal adım atılması için 1993 yılından beri bütün siyasi partileri yasal değişikliğe davet ettiğini belirtti.
BBP lideri Yazıcıoğlu, şöyle konuştu: "Uğur böceğini elinize alacaksınız, üfleyip bırakacaksınız. Uç bakayım. Şu tarafa giderse, filan çıkacak. Kime konacaksın diye? Çünkü sadece Sayın Tayyip Erdoğan'ın kime işaret edeceğine bağlı. Ama o arada da, kapılar arkasında neler olduğunu tahmin etmeye çalışıyoruz değil mi? Basın böyle yapmıyor mu? Asker ne diyecek? Amerika acaba kime icazet verdi? Amerika müdahale edecek mi? Avrupa Birliği mi; yoksa ABD mi etkili olacak bu kararda? Millet yok. Onun için benim şahsen işim sistemle. Kişilerle değil. Kişileri niye tartışayım. Faydası da yok. Neyi söyleyeceğiz kişilerle ilgili. Tayyip Erdoğan çıkmasın diyorlar. Peki kim çıksın? Tayyip Erdoğan çıkmasın diyenler, yarın Tayyip Erdoğan aynen kendisi gibi bir başkasını aday gösterirse ne diyecekler? Çünkü Tayyip Erdoğan ile ilgili tartışmanın da nerede başlayıp nerede bittiği belli değil. Yani hanımı meselesinden dolayı mı; beyninin içiyle mi ilgili; yaşantısıyla mı ilgili; dünkü söyledikleriyle mi ilgili yoksa dokunulmazlık zırhı dolayısıyla dokundurmadığı bir takım suçlarıyla mı alakalı? Bütün bunların tartışıldığı bir ortamda sağlıklı kamuoyu oluşturmak mümkün değil."
Cumhurbaşkanının seçileceği yerin sokak olmadığını dile getiren Yazıcıoğlu, şöyle devam etti: "Yani biz kimin kovasına su taşıyacağız. Bu belli değil. Şimdi bakıyorsunuz birileri sokağa çağrıyor. Sokakta çözülmez bu. Mecliste çözülecek. Cumhurbaşkanının seçilmesi, TBMM tarafından sağlanacak. Anayasamıza göre Meclis seçecek. Sokakta seçilmeyecek. Kamuoyu oluşturmanın bir faydasının olacağını sanmıyorum. Madde bir; Türkiye Büyük Millet Meclisi'nden güvenoyu almış her hükümet meşrudur. Madde 2; TBMM'nin aldığı her karar meşrudur. Ama, o karara katılıp katılmamak ayrı bir konudur. Yani ben, çıkan kanunu sevmeyebilirim. Ama o kanuna saygı duyarım. Çünkü Meclis yapmıştır. Dolayısıyla TBMM'nin alacağı kararı eleştiririm ama sonuçta meclis o kararı almışsa 'milletin iradesini temsil etti' demektir. Sevmiyorsam bu yasayı değiştiririm. Yasa yürürlükteyse ona uyarım. Bütün dünyada böyle. Cumhurbaşkanlığı konusunun hep şahıslardan çıkarılıp sistem olarak tartışılmasını savunduk. Ve mutlaka halk tarafından seçilmesini istiyoruz. Bu, Tayyip Erdoğan'ı gördükten sonra aklımıza gelmedi. 1993'ten bu tarafa bunu ciddiye alarak savunan tek parti biziz. 1993'te de tüm siyasi partilere bu teklifi ben götürdüm. Yine 2000 yılında, Sayın Sezer seçilirken bu öneriye meclise ben aktardım. Şimdi de, Cumhurbaşkanlığı seçimlerine 4 yıl kala 'Israrla şu yasayı değiştirin' dedim. Değiştirmediler. Onun için meclis seçecek."
25 MART 2007
KRİZ VE DARBE SİMSARLARINA DİKKAT
KRİZ VE DARBE SİMSARLARINA DİKKAT

KRİZ VE DARBE SİMSARLARINA DİKKAT
Büyük Birlik Partisi (BBP) Genel Başkan Yardımcısı ve Birlik Akademisi Başkanı Hakkı ÖZNUR’UN Cumhurbaşkanlığı seçimi ve tartışmalarıyla ilgili basın açıklaması
Ülkemiz üzerindeki “soğuk harp” küresel kuşatma hem siyasi hem ekonomik açıdan bütün hızıyla devam etmektedir. Türkiye yaklaşan Cumhurbaşkanlığı seçimleri öncesinde karıştırılmak isteniyor. 5. kol faaliyetler artarak devam ediyor. Türkiye’deki kaosun bitmesini istemeyen şer güçler kışkırtıcı ajan ve provokatörleriyle yeni gerginlikler, yeni tahrikler peşindeler. İktidar da ana muhalefette sorumsuzca siyasetler izleyerek siyaseti kirletiyorlar, seviyeyi düşürüyorlar. Milleti fıtık ediyorlar AKP lideri Erdoğan da CHP lideri Baykal da tırmanan gerginliğe bilerek hizmet ediyorlar. İki liderin hırçın ve sert tavırları toplum tarafından tepkiyle karşılanmaktadır. Bu ülkede kimin Cumhurbaşkanı adayı olacağını belirlemek CHP’nin haddine düşmediği gibi AKP de bu işi “biz ne dersek o olur” mantığıyla götüremez. Bu siyasi krizi önleyecek tek kişi olan Başbakan, devlet adamı tavrıyla ülke ve millet menfaatleri doğrultusunda hareket etmesi gerekirken, hala partizanca davranmaktadır. Erdoğan’ın “Egoist, Narsist” davranışları hep krizden nemalanan egemen güçlerin hakim sınıfların işine gelmektedir. Ülkemizde bugün herkese düşen tarihi görev, sağduyulu davranmak ve gerginliklere meydan vermemektir.
AKP’den Kurtuluşun Yolu Darbe ve Muhtıra Değil Sandıktır CHP lideri Baykal’ın Cumhurbaşkanlığı meselesini rejim meselesi haline getirmesi demokrasi dışı arayışlara girmesi Türk demokrasisi adına utanç verici bir durumdur. Askerlerin “Çankaya” savaşına müdahale etmesini beklemek ve dillendirmek CHP zihniyetinin geçmişten günümüze değişmeyen kafa yapısının yeni bir örneğidir. Hastalıklı bir siyasi yapıya sahip olan CHP, halkın değil oligarşik güçlerin partisi olduğunu bir kez daha ortaya koymuştur. ABD’nin iktidara taşıdığı AKP’den kurtulmanın yolu askeri darbe ve müdahaleler değil seçim sandığıdır. Bugün AKP’nin iktidara gelişinin sorumluları arasında 28 Şubat sürecini başlatanlar ve onun tetikçiliğini yapan başta CHP olmak üzere Laikçi / Faşizan çevreler ve çetelerdir. CHP lideri Baykal’ın emekli paşalarla görüşüp ardından “askerler Erdoğan’a uyarı yapabilir ” açıklaması CHP’nin halktan değil başka güçlerden fikir aldığının bir göstergesidir. Baykal’ın daha da hırçınlaşan tavrıyla bir siyasi parti liderinden çok, devrim muhafızı gibi davranmaktadır.
Baykal, Lider Değil Basın Devrim Muhafızı Gibi Baykal’ın sivil toplum kuruluşu olarak değil paramiliter bir yapı gibi hareket eden, milletin değerleriyle kavgalı yine başına emekli bir askerin geldiği 28 Şubat sürecinde de çok yakından tanıdığımız Atatürkçü Düşünce Derneği (ADD) gibi bir kuruluşa “destek verin, mitinglerine katılın” çağrısı toplumu kamplaşmaya kavgaya çatışmaya sürüklemekten başka bir şey değildir. ADD ve benzeri kuruluşların sözde AKP’yi yıpratmayı amaçlayan 14 Nisan’da Ankara’da ve başka yerlerde yapmayı düşündükleri mitingler, AKP’nin işine yaramaktan başka bir fayda vermez. Bu marjinal grupların milletin değer ve inançlarına saldıran ifadeleri ve tavırları mütedeyyin kesimleri istismar ederek iktidara gelen iki yüzlü AKP’nin politikalarına hizmet eder. Bu yöntemlerle AKP düşürülemez. Çünkü iktidarın arkasında olan ABD Türkiye’de hem AKP’ye destek veriyor, hem de AKP ile sözde kavgalı darbeci-cuntacılara… ABD her iki tarafı da, her zaman her yerde yaptığı gibi kontrol ediyor. ABD için sağ-sol, ilerici-gerici, laik-antilaik fark etmez. O küresel çıkarlarına bakar. CHP lideri Baykal totaliter bir örgüt şefi gibi hareket etmektedir soğuk savaş dönemindeki Baasçı Nusayrici üçüncü dünya solcusu örgüt liderlerinde farkı yoktur. Halka değil süngüye güvenmektedir, çözümü demokraside değil militarizmde aramaktadır ve dikta rejimlerinde uygulanan tek partili anti demokratik otoriter şeflik düzenlerini özlemektedir. İşte bu yüzden CHP bu topraklarda halkın seçimiyle oylarıyla asla iktidar olamaz.
Sezer’in tek söylediği doğru söz: “Benden sonra gelen kişi halkı kucaklasın” Şu gerçeği herkesin bilmesi lazım: Sadece militan laiklik konusunda Fransız Jacopenlerinden bile daha sert olmak ve devlet kadrolarını kendisi gibi düşünen bürokratik statükocu totaliter düşünceler taşıyan kişilerden oluşmasını sağlamak Cumhuriyetin özüne ve ruhuna da aykırıdır. Cumhuriyet halka yani cumhura dayanır onu temsil eder. Cumhurbaşkanı olanların halka tepeden bakması halkın arasına karışmaktan korkması Cumhurbaşkanı sıfatını taşıyan bir kişinin temsil ettiği makama yakışmaz ve bağdaşmaz. Elbette yeni seçilecek Cumhurbaşkanının toplumsal mutakabatla seçilmesinden ülkenin büyük fayda göreceği bir gerçektir. Ancak şu da gözlerden uzak tutulmamalıdır. Milletimiz Sezer gibi halktan uzak bürokratik seçkinci toplumsal meselelerden uzak soğuk, katı, laikçi bir kişiyi de o makamda görmek istemiyor. Milletimiz sürekli kriz ve problem çıkartan bir cumhurbaşkanı değil, milletin değerlerine saygılı, haklarını gözeten, çatışmacı değil uzlaşmacı, hoşgörülü ülke ve dünya meselelerini takip eden ciddi bir siyaset ve devlet adamını o makamda görmek istiyor. Sezer 7 yıllık görev süresince halkı kucaklayamadı. Sezer’in bugüne kadar söylediği tek doğru ve anlamlı söz “Benden sonra Cumhurbaşkanlığı makamına gelen kişi halkı kucaklamalıdır” sözüdür. Kendisi hiçbir zaman halkı kucaklayamadığı için herhalde içinde bir ukde kaldı. Milletimiz, sembolik, partizan, pasif bir Cumhurbaşkanı değil; oturduğu koltuğu dolduran, devletin müesseselerini çalıştıran, milli meselelerde aktif olan, dışa bağımlı olmayan, emir almayan, milletine güvenen, sadece ona hesap verecek, cesur, yürekli, kararlı, problem çözücü bir Cumhurbaşkanını arzuluyor ve görmek istiyor. Küresel güçlerin tekelci burjuvazinin askeri ve sivil bürokrasinin istediği bir cumhurbaşkanı için siyasi kulisler entrikalar devam etmek de yaklaşan genel seçimler hesap edilerek bütün kumpaslar spekülasyonlar manipülasyonlar bu seçimler hesap edilerek yapılmaktadır. CIA’nın MOSSD’ın, MI6’nın, Soros’un çocuklarının istediği, “kamusal alancı”, “özel alancı”, milletine demokrasiyi ve özgürlüğü çok gören, seçkinci bir Cumhurbaşkanı değil; milleti ve milletin değerleri ile barışık, insan hakları ve hukukun üstünlüğünü savunan bir Cumhurbaşkanı istiyoruz. Türkiye’nin yarınları devlet-millet kaynaşmasını sağlayan gerçek devlet adamlarının ülke yönetiminde bulunmasını istiyoruz.
Yeni Krizler Yeni 12 Eylüller 28 Şubatlar İstemiyoruz Cumhurbaşkanlığı meselesi 12 Eylül 1980 öncesinde yaşandığı gibi kriz haline getiriliyor yeni darbe simsarları geçmişte olduğu gibi ortalıkta cirit atıyorlar. Şimdi bir takım sözde sivil toplum kuruluşları gerçekte her biri bir takım merkezlere odaklara bağlı olan çevreler Nisan ayının gergin bir havada geçmesi için çalışmalar yürütmekteler, toplantılar yapmaktalar. Amaçları krizi derinleştirmek ve bu krizden faydalanarak yeni bir askeri darbenin şartlarını olgunlaştırmaktır. Artık bu çağdışı marjinal kafaların şunu görmesi lazım; darbelerin ülkemize milletimize bir faydası olmadı, ülke her alanda daha geriye gitti. Darbeler en çok hakim güçlerin ve çıkar çevrelerinin işine yaradı. Unutulmasın ki 12 Eylül darbesi de darbe ortamı oluşturulduktan sonra yapıldı. Dönemin üst düzey komutanlarından Bedrettin Demirel 12 Eylül sonrası 12 Eylül askeri darbesiyle ilgili yaptığı bir değerlendirmede “İhtilalin olgunlaşması için bekledik” diyordu. Bu sözden ortaya çıkan tablo şudur: “Daha fazla çatışma daha fazla kan aksın daha fazla gerginlik olsun”. Sonuçta olan oldu ülkede oluk oluk kan akarken çatışmalar sürerken darbeciler şartların artık olgunlaştığını ileri sürerek ABD den aldıkları işaretle 12 Eylül darbesini yaptılar. İşte bu günde aynı oyunlar oynanıyor. 28 Şubat sürecinde görüldüğü gibi Baasçı zihniyete sahip demokrasi düşmanı sistemin muhafızlığını yapan paramiliter gruplar askeri kışkırtan orduya darbe çağrısında bulunan yeni senaryolar yeni tahrikler peşinde koşmaktadırlar. Bunlar organize çalışmalardır uluslar arası derin bağlantıları vardır. Halktan kopuk tabansız bu çevreler şimdi sağda solda mitingler düzenleyerek gündeme gelmeye çalışmaktalar. Sezer de oturduğu makamda yapmış olduğu yanlış uygulamalarla gerginliğe zemin hazırlamaktadır. Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin tartışıldığı bir ortamda durup dururken resmi programda yokken görev süresinin bitimine 56 gün varken askerlere verdiği yemek CHP ve sol faşizan çevrelerin hoşuna giden açıklamalar bunun göstergesidir. AKP iktidarı da Sezer’in yanlış tavırlarından faydalanarak popülist siyasetler izlemektedir. Ülkemizde Cumhurbaşkanlığı seçimlerini tek etkileyecek güç ve merkez olan TSK’yı bu meselenin içine çekmek doğru değildir. Hem TSK’ ya hem de yarım yamalak yürüyen demokrasiye büyük zarar verir her kurum ilkeli ve sağduyulu davranmalıdır. Milletimizin en güvendiği kurumlarımızın başında gelen ordumuz kendisini iç siyasete çekerek yıpratmak isteyen çıkar çevrelerinin oyununa asla gelmez. Türkiye’nin geleceği hakim sınıfların kirli emellerine alet edilemez.”
|