"Kendi petrolümüzü bize satacaklar!"

| Arslan Bulut 20/06/2007 |
|
Yeniçağ Televizyonu'nda HYP Genel Başkan Yardımcısı Fahri Türkkan’ı konuk ettik. Türkkan, 1947 Kosova doğumlu, 1976 İstanbul Üniversitesi Kimya Bölümü mezunu bir işadamı. Ayakkabı ve yan sanayi sektöründe faaliyet gösteriyor. Uzun yıllar Rumeli derneğinde kurucu üye olarak faaliyetlerde bulundu ve genel başkanlık yaptı. 3800-4000 sanayiciyi kapsayan İstanbul sanayiciler ve işadamları federasyonunun kurucu başkanlığını yaptı. Türkkan ayrıca Türkiye’de ilk defa uluslararası nitelikte fuar organizasyonlarını yapan isim olarak da biliniyor.
* * *
* Türkkan, “Bugün bakıyorum da halk, devletin hiçbir kurumuna güvenmiyor. Asker hariç. Bu kadar büyük bir sıkıntının içinde nasıl yürüdüğümüzü merak ediyorum. Yürüyemeyeceğimizi de görüyorum. Bu sıkıntı birilerinin işine geliyor. Bizi soymak, parçalamak isteyenlerin işine yarıyor. Bir aile kavgasına benziyor. Bu kavgayı bitirmek için herkesin hukuka güvenmesi ve sığınması lazım. Herkesin bu hukuktan eşit mesafede hak alması lazım. Gelir dağılımın doğru yapılması lazım” diyor. Türkkan, Türkiye’de ekonominin karaya oturduğunu, Kent Yaşam gazetesine yüksek sesle söylüyor:
“Ekonomik kriz kapıda. İthalatın büyümesi, dış borçlar, faiz, ülke menfaati aleyhine dayatmalar ve daha birçok sıkıntı geleceğimizi ipotek altına alıyor. Mutluluk reçetesi dağıtan iktidar, tüm bu sorunlara çare bulamamaktadır. İnsanların 100 kişiden 99’u mutsuz ve yarınından endişeli. Basın sansür altında. Hükümet, el altından geleceğimizi ipotek altına alan yasaları oldu bittiyle çıkarıyor.”
* Türkkan, petrol yasası ile ilgili önemli tespitler yapıyor, “Kendi petrolümüzü bize satacaklar” diyor: “Irak’ta 700 bin insan öldü. Onun ötesinde geleceği karanlık bir ülke haline geldi Irak. Ama ABD ısrarla oradaki işgalini sürdürüyor. Neden? Petrol için. Shell ve BP, Irak petrollerinin yüzde 75’inin imtiyaz hakkını aldı. Bizim de böyle bir duruma düşeceğimiz konusunda ciddi endişelerimiz var. Ve çıkan yeni Petrol Yasası bu endişelerimizin boşa olmadığını gösteriyor. Bu yasa dayatıldı. Petrol Yasası’nın böyle oldu bittiye getirilip çıkartılmasında hükûmetin ne kadar güçsüz, boynundaki zincirin ne kadar büyük olduğunu görüyoruz. Dayatmalara ‘hayır’ diyecek en ufak gücü yok. IMF, Dünya Bankası, borçlar elini kolunu bağlamış. Güçsüz bir hükûmet, güçsüz bir devlet, teslimiyetçi bir yapı. Ama buna rağmen Başbakan sanki her şey çok güzelmiş gibi mutluluk reçeteleri dağıtıyor. Ama sadece bu yasa bile hükûmetin bittiğinin göstergesidir.”
* Türkkan, suçu sadece AKP iktidarında görmüyor:
“Hiçbirimiz masum değiliz. Adeta organize bir suç örgütü gibi toplumun tüm bireyleri, ülkenin bugünkü noktaya gelmesine katkıda bulunmuştur. Halkın yüzde 65’i olan bitenlere kayıtsız. İstanbul’umuz rant ve beton yığınına döndü. Hiç kimseden tepki yok. Meseleye sahip çıkılmaması halinde, 2010 yılı Türkiye’nin madenleri ile, kaynakları ile ve de en önemlisi kimliği ile bölünme yılı olacaktır!”
* * *
22 Temmuz seçimleri işte bu şartlarda yapılıyor! İktidar adayı olarak gösterilen partiler, bu gidişe çözüm bile önermiyor. Hepsi IMF, Dünya Bankası, AB ve ABD dayatmalarına boyun eğeceğini söylüyor. Halkın Yükselişi Partisi, Bağımsız Türkiye Partisi, İşçi Partisi ve Saadet Partisi gibi partilerin yetkilileri ise doğruları söylüyor!
Bu şartlarda 22 Temmuz seçimleri ne için yapılıyor?
20.06.2007 |
ZENGİNLİKTE BİRLEŞEN TOPLUM YARATACAK
PLATİN Dergisi: Röportaj - 'HYP, zenginlikte birleşen toplum yaratacak' Mustafa F. Ağaoğlu 19/06/2007
Halkın Yükselişi Partisi, verimlilik ve üretkenliğe dayalı bir sistem içinde, zenginlikte birleşen bir toplum yaratmayı hedefliyor.
Genel Başkanlığını Yaşar Nuri Öztürk’ün yaptığı Halkın Yükselişi Partisi (HYP) yenilikçi, girişimci, sosyal güven ve dayanışmayı içeren bir programı hayata geçirmeyi vaat ediyor. Küresel rekabet fırsatlarını değerlendirmek ve küresel tehditleri aşabilmek için gerekli donanımı kazanma yönünde girişimcileri destekleyeceğini açıklayan HYP, rekabet sisteminin etkinleştirilmesi için kayıtdışı ekonomik faaliyetleri kayıt altına alacağı sözünü veriyor. Devlette şeffaflık ve anlaşılabilirlik sağlayarak suistimale açık sistemin düzeltileceğini ifade eden HYP Genel Başkan Yardımcısı Mustafa F.Ağaoğlu, kamuda denetimi etkinleştireceklerini açıklıyor. Büyüme ve kalkınmanın ancak istikrar içindeki bir ekonomide gerçekleşeceğini dile getiren Mustafa F.Ağaoğlu, nitelikli insanı ve bilgi birikimini eksen alan, yerelin ve bölgenin yaratıcı kuvvetlerinden hareket eden bir anlayış sergileyeceklerini ifade ediyor. Mustafa F.Ağaoğlu, kalkınmanın yenilikçiliğe dayalı bir altyapı içinde gerçekleşebileceği ve sürdürülebilir olacağı görüşünü savunuyor.
VERGİ Kayıtlı ekonomiye geçişin sağlanmasıyla vergi tabanı genişletilecek. Vergi oranları da düşürülecek. Nakit yerine kaydî para kullanımının yaygınlaştırıldığı bir piyasa oluşturulacak.
SICAK PARA Sıcak para şeklinde gelen spekülatif yabancı sermayenin tahribatını önleyici etkin önlemler alınacak.
YABANCI SERMAYE Sanayinin kaynak ihtiyacı ve yeni teknoloji gereksinimi nedeniyle sıcak para niteliğinde olmayan doğrudan yabancı sermaye girişinin önü açılacak. Bürokrasinin azaltılması, karar verme ve şeffaflık konusunda gerekli önlemler alınacak.
TEŞVİK KOBİ’lerin geleceğin güçlü işletmeleri olarak yönlendirilmesi için istihdam ve katma değer yaratma açısından güçlendirilmeleri sağlanacak. Türk ihracatçısının dış ülkelerde markalaşma çalışmalarına destek verilecek. İhracat artışını sağlayacak yeni bir İhracat Atılım Projesi hayata geçirilecek.
ÖZELLEŞTİRME Özelleştirmenin stratejik öncelikleri, yöntemleri ve hedefleri ulusal çıkarlar gözetilerek yeniden belirlenecek. Özelleştirme İdaresi’nin bizzat kendisi ciddi bir bürokrasi ve israf merkezi olmaktan çıkarılacak, yani kapatılacak.
İSTİHDAM Çalışanlar arasında ücret adaleti sağlanacak. Küreselleşme nedeniyle ortaya çıkan esnek üretim ve esnek istihdam karşısında çalışanların zarara uğramalarını engelleyici önlemler alınacak. Toplu sözleşme, grev ve lokavt hakları demokrasinin ve sosyal devletin ayrılmaz parçası haline getirilecek.
SOSYAL POLİTİKALAR Ekonomik kalkınmaya paralel olarak sosyal kalkınmanın gelişmesi de sağlanacak. İşsizliğin önlenmesi için özel sektör faaliyetleri her alanda desteklenecek. Eğitim ve öğretimde fırsat eşitliği sağlanacak. Çiftçi, küçük esnaf, sanatkâar, işçi, memur, emekli, dul ve yetimlerin yaygın ve yeterli düzeyde sosyal güvenceye kavuşması sağlanacak. Sağlık hizmetlerinden herkesin yararlanabilmesi için her türlü kamu ve özel sektör faaliyetleri desteklenecek.
DIŞ POLİTİKA Barışı tesis etme ve yaşatmayı sanat olarak algılayan HYP, karşılıklı saygı ve akılcı uzlaşmaya dayalı ittifak anlayışını esas alan politikalar izleyecek.
AB HYP, AB’nin Kıbrıs’ı bir Rum adasına dönüştürme oyunları, Patrikhane’ye ekümenlik verilmesi talepleri, AB temsilcilerinin Güneydoğu’da sergiledikleri bölücülüğü teşvik ve tahrik stratejileri, Fırat ve Dicle Havzası’nın kontrolünü isteme cür’etleri, Türkiye’ye karşı sergiledikleri tavrın samimiyetten uzak olması nedeniyle AB üyeliğinin geri çekilmesi gerektiği görüşünü savunuyor.
KIBRIS KKTC.’nin varlığını korumasını istiyor. KKTC.’nin bağımsız ve egemen eşitliğinin korunması kaydıyla, Rumlarla yeniden ortak bir çatı altında buluşulmasını mümkün görüyor. KKTC.’yi Türkiye’nin AB üyeliği için bir bedel olarak gören yaklaşımlara karşı çıkıyor.
ABD ile İLİŞKİLERİN SEYRİ HYP, yeni küresel düzen içinde ABD ile ilişkilerini karşılıklı saygı ve çıkar dengelerini gözeterek sürdürmeyi hedefliyor.
10 Haziran 2007
Kızılderililer halk değil; yasa böyle! Tülay Hergünlü 19/03/2007
Geçtiğimiz günlerde gazetelerde iki haber başlığı yer aldı: Birincisi, "ABD Elçiliği’nin almanağında ‘soykırım’ gafı", ikincisi ise; ABD Kongresi'nin gündemindeki sözde Ermeni soykırımını içeren iki tasarı ile ilgili; "Tasarı geçerse İncirlik kapatılabilir."
Evet, bu iktidarın hüküm sürdüğü son beş yılda pek çok ülke, sözde Ermeni soykırımını yasallaştırmak için parlamentolarına baskı uyguladılar, anıtlar diktiler. İktidarın teslimiyetçi, tavizkâr ve zavallı dış politikası sonucunda Türkiye, topraklarından kovduğu emperyalist ülkelerin âdeta oyuncağı haline getirildi. Son olarak, “Dostumuz (!), Müttefikimiz (!), Orta Doğu’daki Eşbaşkanlık Partnerimiz (!), Stratejik Ortağımız (!) hasılı her şeyimiz Amerika Birleşik Devletleri de bu kervana katıldı.
Önce masum bir GAF!.. ABD Ankara Büyükelçiliği 2007 yılında bir Almanak yayınlıyor ve “Suç, Terörist Faaliyetler; Soykırım” başlıklı bölümde Türkiye’nin de adı geçtiği fark ediliyor! (Almanak çıkalı üç ay olmuş bizimkiler yeni fark ediyor!) Almanak'ın, “1900’den bu yana soykırım örnekleri” bölümünde ilk sırada Ermeni Soykırımı'nın bulunması dikkat çekmiş! Şöyle diyormuş masum (!) Almanak'ta:
“Yıl: 1915, Olay: Ermenilerin Jön Türkler tarafından imha edilmesi. Yer: Türkiye/Osmanlı İmparatorluğu, Tahmini ölü: 1.000.000+”
Almanak'ta soykırım yapan başka ülkelere de yer verilmiş ama ABD’nin o çok övündüğü demokrasisinin üzerine kurulan ve İspanyollarla birlikte katlettiği 30 milyon Kızılderili halkından , Afrika yerlilerine yaptığı soykırım ve köleleştirme olaylarından hiç bahsedilmemiş. En büyük soykırımcı ve köle tâciri Amerika, topraklarının gerçek sahibi olan Kızılderilileri katlederken onları bir halk olarak görmemiş, insan olarak kabul etmemiş. Chickahomimyler, Masasostler, Nanticokeler, Potomaclar, Siular yok artık.
Amerika’nın soykırım sicilini araştırdığım bir internet sitesinde Forrest Carter'in "Dağlardan Sorun Beni" adlı romanından şöyle bir alıntıya rastladım:
"Cochise, Yıldızlı Şef'le tartışmıştı. 'Hepimiz için yer var. Vadinin daha ilerisinde yaşayabiliriz. Biz de Amerika Birleşik Devletleri'nin yurttaşı olabilir, kendi topraklarımıza sahip olabilir ve sizin yaşayış biçiminize uyarız.' Yıldızlı Şef, Cochise'e uzun bir süre bakmış ve yanıt vermişti: 'Amerika Birleşik Devletleri'nin yurttaşı olamazsanız. Kendi topraklarınız olamaz.' Cochise, 'Neden?' diye sormuştu. Yıldızlı şef omuzlarını silkmişti. 'Kızılderililer halk değil. Yasa böyle.'(...)"
Evet, işte bu cevap ABD’nin 1800’lü yıllardan günümüze kadar sergilediği katliamların nedenini açıklayan en iyi cevaptı. Dünyanın jandarmalığına soyunan ABD’ye göre kendisi dışındaki ülkelerin halkları halk değildi; onlar katledilmeli, köleleştirilmeli ve Amerika’nın çıkarlarına hizmet etmeliydi. Zaten bu ülkelerde demokrasi de yoktu…
ABD’nin soykırım siciline baktığımız zaman, bu cevabın altında yatan düşünce tarzının günümüzde de hiç değişmediğini anlamak çok da zor olmasa gerek.
İşte ABD’nin Kızılderili katliamı ile başlayan ve devam eden soykırım sicili:
1898: Meksika’yı işgal eder; aynı yıl Küba’ya girer. 1921: Nikaragua’yı işgal eder, Sandino ve 300 Kişiyi katleder. 1945: Hiroşima ve Nagazaki kentlerine atom bombası atar, 250.000 kişiyi katleder. 1950-53: Yüz binlerce Koreli'yi katleder (Kore Savaşı'na Türkiye de katılmıştı). 1954: Binlerce Guatemalalı'yı katleder. 1955: Endonezya, Laos, Kamboçya’da çok sayıda CIA operasyonu düzenlenir. 1950-59: Küba’da 60.000 kişi ABD destekli Badista birliklerince katledilir. 1961: Domuzlar Körfezi çıkarmasını örgütler. 1965: Endonezya’da 1.000.000 kişinin katledilmesine sebep olur. Aynı yıl 10.000 kişi Dominik’te ABD paraşütçülerince katledilir. 1975: Vietnam’dan kovulduğunda ardında 170.000 ölü 80.000 sakat, onbinlerce tecavüz olayı bırakır. 1970-75’te Kamboçya ve Laos’ta 1.000.000 kişiyi katlederler. 1973: Şili’de CIA darbesi ile 30.000 kişi katledilir. Arjantin’de işbirlikçileri ile 30.000 kişi katledilir. 1983: Lübnan’da 14.000 deniz piyadesi binlerce kişiyi katleder ve aynı yıl 6. filo Lübnan’ı günlerce bombalar. Ve yine aynı yıl Grenada’yı işgal eder ve yüzlerce kişi katledilir. 1986: Libya’yı bombalar ve bine yakın sivili katleder, ülkeye ambargo uygular. 1989: Panama’ya asker çıkartır ve 5.000 Panamalı'nın ölümüne sebep olur. 1991: Irak’a saldırır ve 100.000'nin üzerinde Iraklı’nın ölmesine sebep olur. 2003: Irak’ı işgal eder. Sadece geçen yıl ölen sivillerin sayısı 34 bin 500, savaşın başlangıcından bu yana ölen sivillerin sayısı en az 64 bin kişidir.
Ve Felluce; ABD’nin katliam tarihinde özel bir yeri olan Felluce’de 1500 sivilin sokaklarda öldürülüp çürümeye terk edildigi, cesetlerin köpekler tarafından yenilmeye başlandığı ve 250 bin kişinin bölgeden sürüldüğü belirtilen raporda Felluce katliamına birde isim buldular: Post Modern Soykırım!..
**** Sicilinde soykırım ve köleleştirme olmayan tek millet Türk Milleti’dir. Başta AB ve ABD olmak üzere sözde Ermeni Soykırımı'nı kabul etmeye uğraşan ülkeler, önce kendi tarihlerine bakmalıdırlar. Tarihi çarpıtarak, gerçeklerin üzerini örterek, iç siyasetlerine ve emperyalist çıkarlarına malzeme yapanlar bir gün kendi halklarının ve tarihin önünde utanç içerisine düşeceklerdir. Çünkü tarih gerçektir ve gerçekler gizlenemez…
AB ve ABD’nin emperyalist hırsı bir gün gelecek kendi başlarını yiyecektir. Hiçbir güç sonsuza kadar devam etmez. Tarih bunun örnekleriyle doludur; işte Roma İmparatorluğu, işte Hun imparatorluğu, işte Bizans İmparatorluğu, işte Osmanlı İmparatorluğu …
***
"(...) Beyaz adam; anası olan toprağa ve kardeşi olan gökyüzüne, alınıp satılacak, işlenecek, yağmalanacak bir şey gözüyle bakar. Onun bu ihtirasıdır ki; toprakları çölleştirecek ve her şeyi yiyip bitirecektir." (Kızılderililer adına Reis Seattle tarafından ABD Başkanı'na hitaben 1854'te yazılmış bir mektuptan.)
Tülay Hergünlü HYP Gn.Bşk.Yrd.
Şark Meselesine Abant Kılıfı - Neval Kavcar 19/03/2006
Şark Meselesine Abant Kılıfı - Neval Kavcar 19/03/2006
Türkiye ve Mısır’ın, “Ilımcı İslamcıları”, Kahire’de yapılan Abant Platformu'nda bir araya geldi. Konuları "İslam, Batı ve Modernleşme" idi. Başlığa bakarak, “İslam’ın Modernleştirilme” çalışması diyebiliriz. Tüm çağlara hükmetmek üzere gelmiş İslam’ın modernleşmesi nedir? Ve “İslamî Modernite” için niçin Türkiye merkez olarak seçiliyor? Türk milletinin, dünya Müslümanlığı içindeki ayrıcalıklı yeri ve kutsal emanetlerin bizde oluşu gerçeği kullanılmaktadır.
Washington’un Türkiye merkezli BOP projesinin din ayağı Fetullah Gülen Cemaati, siyasal oluşumu da AKP'dir. Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı'nın mütevelli heyeti, başta onursal başkanı Fetullah Gülen olmak üzere toplumun “Müslüman cemaat” olarak tanıdığı kimliklerden oluşturulmuştur. Türk-Müslüman referanslı kişiler eli ile toplanan “Abant Platform”ları uzlaşı içinde, Batı emperyalizminin kararlarını topluma enjekte ederler.
Müslüman görüntülü kimliklerce oluşturulan “Abant Platformları” sevk ve idare edenler küreselleşmecilerdir. Amerikan politikalarının halk tarafından destekleniyor görüntüsü vermenin yanı sıra yönlendirici ve geleceğe dönük fonksiyonu vardır.
11. Abant Platformu yapılırken çıkan tartışmalar nedeniyle görüş birliğine varılamamasına rağmen, “sonuç bildirgesi”nin açıklanması, Abant’ın zaten olmayan demokratikliğine gölge düşürmüştü. Önceden belli olan neticenin sanki katılımcılar tartışılıp ortak karar almış gibi sunulması Abantlara hastır. NGO'ların ortak bir çalışma şekli bu. Platforma toplumca itibar gören kişiler davet edilir, konuşturulur. Fakat sonuç bildirgesine ilave edilmez. Hariçten gazel okumak denilebilir buna.
Abant Platformu başkanı Mete Tuncay acaba İslam'da moderniteyi nasıl sağlayabilir? Kendisi "İslamî" konuda uzman mıdır? Onlara bu yetkiyi kim vermiştir? Günümüzün Devlet Bakanı Mehmet Aydın’ın başkanı olduğu platformun yönetimi bugün “Mete Tuncay”dadır. Bu durum tenkit edildiğinde, Prof. Hayrettin Karaman:
“Toplantının konusunu, toplantıya katılacak şahısların seçimini bağımsız olarak bu heyet belirlemekte ve vakıf yetkililerinin imkân hazırlama dışında hiçbir etki ve yetkileri bulunmamaktadır. Heyette yer alan şahısların da cemaatle bağlantıları söz konusu değildir” ( Hayrettin Karaman - Abant 2006- Yenişafak) demişti.
Aynı soruyu tekrarlıyorum. Cemaatten değillerse cemaatin oluşturduğu Abant Platformu'nda bahsi geçen kişilerin yetkilendirilmesi, imkân hazırlanmasına bakarsak Gülen Cemaati Truva atı mı oluyor? “Bizden değil” demekle temizlenmiş mi oluyor cemaat? Cemaatin Müslüman görüntüsü; küreselleşmeci fikirlerin topluma sunulması ve sonuç bildirgelerinin toplum adına oluşturulması misyonuna kılıf mıdır?
Dönelim Kahire’de ki Abant Platformuna. İslam’ı modernleşme çalışmasına Türkiye’den, seksen civarı akademisyen ve gazeteci: Prof. Mete Tuncay, Prof. Eser Karakaş, Prof. Zafer Toprak, Prof. Beril Dedeoğlu, Prof. Bülent Aras, Prof. Suat Yıldırım, Prof. Mehmet Altan, Prof. Ümit Kardaş, Prof. Gökhan Çetinsaya, Prof. İhsan Dağı, Prof. Yasin Aktay, Prof. Mümtazer Türköne, Prof. Ali Erbaş, Doç. İbrahim Öztürk. (Gazeteciler) Mustafa Karaalioğlu, Şahin Alpay, Hüseyin Gülerce, Murat Keskin, Alper Görmüş, Selçuk Tepeli, Hamit Bilici, Tayyar Şafak, Mehmet Ocaktan, Hadi Özışık, Nevval Sevindi, Suna Vidinli, Fadime Şahin, Elif Şafak, Nagehan Elçi, Zafer Özcan ve Bulut Aras’ın katıldığını öğreniyoruz.
Abant Platformu'nun, Müslüman’ı Batı adına yönlendirme, kontrol altına alarak yozlaştırma gibi bir fonksiyonu var. Türkiye’nin Avrupalı olmak için çıktığı yolda, Müslüman dünya için örnek oluşturacağının ifadesini geçtiğimiz yıllarda Amerikalı bir stratejist de ifade etmişti. Türkiye’nin, ABD'nin laboratuarında “dini ve geçmişi” ile yeniden formatlanma çalışmalarıdır Abant. Bu şekilde hem Türk kimliğinden hem de İslam’dan kurtulmuş olunacaktır. İslam’da modernite, Batı'nın “Şark Meselesi”nin de devamıdır. Bugün Abant’ta yapılan; İslam’ı Türk ile vurarak, İslam coğrafyasını korumasız, başsız bırakma ve kontrol altına alma girişimidir.
Mehmet Aydın sonrası neredeyse tüm Abantların başkanı Mete Tuncay’dır. Kahire’de yaptığı açılış konuşmasında: “Bu organizasyonu Türk-İslam duyarlılığı olan bir kuruluş yapıyor; ama ben mü’min değilim. Benim gibi münkirler..” diyerek, Abant’ın kuruluş gayesine de gönderme yapmıştır. Türk-İslam duyarlılığı olduğu söylenilen Fetullah Gülen Cemaati, “İslam’a inanmayanlar”a Abant’ı teslim etmenin adını “uzlaşma” olarak ya da “Bizim cemaatten değil” diyerek açıklayamaz sanırım. “Mümin olmayanların” platformda olması başka onların başkanlığında ve kontrolünde bu işlerin yürümesi başkadır.
Abant Platformları topluma hep farklı tanıtılır, reklam edilir: “Arap katılımcıları en çok etkileyen nokta, Abant Toplantısı'nın çok sesli karakteriydi. Daha önce isimlerini duydukları, farklı ideolojik çizgiye mensup önemli isimlerin aynı platformda kavga etmeden konuşuyor olması onları çok etkilemişti.” ( Abdülhamit Bilici - Zaman- Arap Aydın’ından Gülen’e Teşekkür- 28.02.2007)
Abant’ta çok sesli karakter diye ifade edilen tek gerçek, münkir için oluşturulup ona teslim edilen platform aracılığıyla alınan kararların, “Türk-İslam” kimliği ile alındığının açıklanarak, örnek oluşturulmak istenmesidir.
Zaman yazarı Abdülhamit bilici Abant’ın oluşturulma gayesini açıklıyor: “Dünyanın çeşitli bölgelerinde örnek alınacak bir model geliştirerek, Türkiye adına entellektüel bir vizyon ortaya koyan bu girişime.”
(Münkirlerin kontrolünde geliştirilen entellektüel vizyon ne ola ki, diye merak edelim mi?)
Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı'nın yönetim kurulu başkanı Harun Tokak’ın, 12. Abant’la ilgi yazdığı satırlar hayli ilginç: "Yusuf yüzlüler dolaşıyor Nil Kıyısında" demiş yazının başlığında ve bitişinde. Bahsi geçen Yusuf yüzlüler; Eser Karakaş mı, Mete Tuncay mı onlarla aynı kulvarda koşan kendisi mi pek anlayamadım. Tokak’ın, Nil kıyısında ki “Yusuf Yüzlüler” benzetmesi, münafıkları epey bir rahatsız edeceğe benziyor. Bunlar, hangi Yusufiye zindanlarında yatarak “Yusuf yüzlü” olmuş acaba?
Selçuk Üniversitesi'nden Prof. Yasin Aktaş’ın “Türk Modernleşme Projesi” adlı konuşması ile “İslam’ın yanı sıra Türk'ün de modernleşeceği"ni ya da “Ilımlılaşacağını” söylersek, çağdaş hedefi yakalamış görünen Abantçıları kutlamak gerekir. Bu arada Tarih Vakfı'nı da unutmayalım. Tüm üyeleri ile “Türk tarihini değiştirme”, “İslamî Modernite” gibi önemli kavramlardaki katkıları ile Küresel Dünya düzeninin uzantısı olmamız için büyük çaba harcıyorlar.
Batının Şark meselesine, “Abant Platformu ” kılıf olmuştur.
|