SİYASİ FELSEFE
Birey:Bir toplumu oluşturan ve toplumu bir üyesi olan,bilinç sahibi insandır.
Toplum:Birbirileri ile karşılıklı ekonomik ve kültürel ilişkiler içinde bulunan bireylerin meydana getirdiği,belli bir toprak parçası üzerinde yaşayan,tarihi kültürel temele dayanan topluluk.
Devlet:Siyasi sınırları tespit edilmiş,belli bir coğrafya parçası üzerinde yaşayan,egemenliğe sahip en büyük siyasi kurumdur.Görevi,toplumu dışarıya karşı korumak,içeride toplumsal düzeni sağlamaktır.
İktidar:Bir toplumda yönetme gücüne sahip olma anlamına gelmektedir.
Yönetim:İktidarı elinde bulunduran idare etmesidir.
Egemenlik:İktidar olmaktan doğan güçü kullanmaktır.
Hak:Bir toplumda hukuk sisteminin bireylere verdiği yetkidir.
Hukuk:Bir toplumu oluşturan kişilerin,gerek aralarındaki gerekse devlet ile olan ilişkilerini düzenleyen yazılı kurallar ve yasalar sistemidir.
Yasa:Bireylerin toplum içindeki eylem ve davranışlarını düzenleyen yazılı hukuk kuralıdır.
Bürokrasi:Devlet işlerinin yapılmasıyla ilgili sistemdir.
Sivil toplum:Devlet otoritesi ve kurumlar dışında kalan,kendi dinamiğini oluşturarak hak ve özgürlüklerini savunabilen özgür ve özerk toplum kısmı.
LDP KARTAL İLÇE BAŞKANI:MUHARREM AYRANCI
SAYIN YURTAŞLARIM
Görmüş olduğunuz gibi aynı ülkeyi, aynı havayı, aynı siyaseti beraber yaşıyoruz.
Cumhuriyet kurulduğundan bu yana parti liderleri bir şeyleri simgelemeyerek siyaset yapmışlardır.
Bu siyaset biçimi halkı kendi oylarıyla birbirine düşürmüştür. Bunlardan halk kazanmamış siyasetçiler kazanmıştır. Ülke hep geriye gitmiştir.
Yani bize kalan ise sefalettir.
Hala bazı siyasetçilerin kimisi din, kimisi milliyetçilik, kimisi cumhuriyetçilik ile siyaset yaparak bunların arkasına sığınmış olurlar. Çünkü bizleri öyle alıştırmışlar, öyle örgütlemişler ki kanımıza girmişler, bizler bunlara kanmışız bu alışkanlıklardan vazgeçmemiz mümkün değil gibi gözüküyor.
Sayın vatandaşlarım; canlarım, kardeşlerim, babalarım, annelerim ve yurttaşlarım gelin geçmişimize bakalım bunlara kanmayalım. Bundan sonrada bir olalım bu oyunlara gelmeyelim, uyanalım. Haddim olmayarak söylüyorum kimileriniz bundan faydalanmış olabilir bu günahlara girmeyelim kul hakkını, yetim hakkını, dul hakkını kim ödeyebilir. Ben sizlere dünya kardeşlik günü ilan ediyorum.
Bir sabah kalktığında dışarıya çıktığında gördüğün ilk kişiye selam veya merhaba de tokalaş işte o zaman senin gerçekten inançlı olduğunu daha iyi fark edersin. Çünkü dünyayı, evreni, canlıları yaratan tektir ona sığınmış olursunuz çünkü oda Allah’tır onun yarattığı her şeyi sevmeliyiz.
Siyasetçi kimliğiyle giren kişiler veya partiler lütfen projeyle siyaset yapmalarını öneriyorum. Bir toplumun gururuyla değil, onuruyla değil, namusunu, şerefini tehlikeye atarak özgür iradelerini satın alarak, siyaset yapılmaz. Bunları şiddetle kınıyorum. Siyasetçi kişi siyasi kimliği ile vatan için çalışmalı, halkı sevmeli ne olursa olsun kişiye özel değil de halka yasa çıkarılmalıdır. Ama bunların hepsi rant peşindeler, bunlara müsaade etmeyelim. Gelin bir can, bir yürek olalım.
Sizleri Dünya kardeşlik gününe çağırıyorum. Sizlerin hakkını da kendi hakkım, nefsim gibi koruyacağıma söz veriyorum.”25.04.2008
İnançlar insalların kendilerindir.Egemen güçlere yakışmaz!
EGİTİM VE BİLİM
Ülkelerin gelişmişlik düzeyleri artık, nüfusları, sahip oldukları doğal kaynaklar vb. değerler ile ölçülmüyor.
Zenginlik ileri teknolojiyi üretebilen, bilimsel düşünceyi ve bilimsel yöntemleri kullanmayı bir yaşam biçimi haline getirebilmiş olan ülkelerde gizli.
Eğitim seviyesinin yüksek olduğu ülkelerde ekonomik gelişim hızı da ivme kazanıyor, kaliteli eğitim, ülke sorunlarının farkında olan ve bunlara sahip çıkan insan profilini ön plana çıkarıyor.
Ülkemizde genel olarak toplumun okuma yazma sorunu halledilmiştir.Ancak iyi bir eğitim sistemi tam anlamı ile kurulamamıştır.
Türkiye' de yaklaşık 15 milyon öğrenci ve 586 bin öğretmen bulunmaktadır. Ancak; bu kalabalık kadroya rağmen; Milli Eğitim Bakanlığı' nın bütçesinin GSMH' ya oranı hiçbir yılda %5' i geçememiştir.
Türkiye'nin bilgiye egemen olabilmesi, tarım toplumunu bilgi toplumuna dönüştürebilmesi için halkına sadece okuma yazma öğretmesi yeterli değildir
İKTİSAT VEYA EKONOMİ
İktisat veya ekonomi, üretim, dağıtım, tüketim, ticaret, değişim ve bölüşüm ile ilgili etkinliklerin bütünü ile, bu etkinlikleri inceleyen bir bilim dalıdır.
Bir etkinlikler bütünü olarak iktisat ya da ekonominin yapısı, uygarlık tarihi ve toplumsal yapılanmalar ile yakından ilişkilidir.
Daha genel olarak iktisat toplumların nasıl zenginleşeceği ve refah seviyelerinin artacağı sorusuna cevap arar. Bu süreçte izlenecek politikalar , işsizlik , enflasyon , üretim düzeyi gibi kavramlar iktisatın inceleme alanına girer.
Bir bilim dalı olarak iktisat ya da ekonomi, yeryüzündeki kaynakların sınırlı, insan ihtiyaçlarının sınırsız olması yüzünden, kaynakların daha verimli bir şekilde kullanılabilmesini sağlamak amacıyla kurulmuştur. İktisat, incelediği konulara ve kapsamlara göre dallara ayrılır:
- Bir durumu hedef olarak gören, ekonomik düzenin nasıl olmasına dair fikirler üreten iktisat dalıdır. Normatif iktisat belirlenen hedefler için neler yapılması gerektiğini araştırır. Sosyal adalet, üst düzey refah için neler yapılması gerektiğini araştırır.
- Sadece ekonomik düzeni sebep-sonuç ilişkisi içinde inceleyen, ekonomi içinde sürekli geçerli kanunları saptamaya çalışan iktisat dalıdır. "Talep artışı enflasyonu nasıl etkiler?" gibi sorulara cevap arar. "Enflasyon hangi düzeyde tutulmalı?" sorusu normatif ikstisatın inceleyeceği bir konudur.
Tüketicilerin ve firmaların ekonomik davranışlarını; ihtiyaç, fayda, değer, ile araştıran iktisat dalıdır. Piyasa türlerini, piyasaların işleyiş mekanizmasını ve farklı piyasa koşullarında firma dengesinin nasıl oluştuğunu da araştırır. Daha basit bir ifadeyle bir şirketin veya tüketicinin kendi iş işleyişi ve dış ekonomik ilişkilerini bireysel olarak inceleyen iktisat dalıdır.
- Ülke ekonomisini ve dünya ekonomisini ilgilendiren konu başlıklarını inceleyen bir iktisat dalıdır. İstihdam, enflasyon, kamu dengesi gibi konuları inceler
EKONOMİ NEDİR
EKONOMİ
Ekonomi Kökeni Yunanca'daki "oikia" (ev) ve "nomos" (kural) kelimelerine dayanır, "ev yönetimi" demektir. Ekonomi yerine Türkçe'de Arapça'dan geçme İktisat kelimesi de kullanılmaktadır. Ekonominin tanımı konusunda görüş birliği yoktur. O nedenle de çeşitli tanımlar ortaya atılmıştır. Bu tanımlardan bazıları şöyle belirtilebilir: a) Ekonomi (veya politik ekonomi), parayla ilgili olsun ya da olmasın, kişiler arasındaki değişim (mübadele) işlemlerinin incelenmesidir. b) Ekonomi, kıt üretim faktörlerinin çeşitli mal ve hizmetlerin üretiminde kullanılmak üzere nasıl seçileceğinin ve üretilen malların tüketim amacıyla toplumun bireyleri arasındaki dağıtımın incelenmesidir. c) Ekonomi, halkın günlük faaliyetlerini, gelir kazanmasını ve yaşamını sürdürmesini inceleyen bir bilimdir. d) Ekonomi insanların tüketim ve üretim faaliyetlerini nasıl organize ettikleri konusunun incelenmesidir. e) Ekonomi servetin incelenmesidir. f) Ekonomi, toplumların nasıl geliştiğini ve medeniyetin nasıl oluştuğunu inceleyen bir bilimdir. Görüleceği gibi, ekonominin tanımını yapanlar bu bilime özgü çeşitli tanımlar üzerinde dururlar. Fakat bu tartışmalar gözden geçirilse ekonomi ile ilgili bazı ortak özellikler belirlenebilir. Bu özelliklerin ortaya konmasıyla belki bir tanım yapılmış olmaz ama bu bilim dalının genel nitelikleri daha açık bir biçimde belirlenmiş olur.
Bunları şu biçimde sıralayabiliriz: A) Ekonomi toplum halinde yaşayan insanların davranışlarını konu alan yani sosyal bir bilimdir. b) İnsanların sınırsız kabul edilen maddi ihtiyaçlarının karşılanması amacına yöneliktir. c ) insanların maddi ihtiyaçlarını karşılayan mal ve hizmetler, sınırlı durumdaki üretim kaynaklarıyla üretilirler. d) Ekonomide amaç kıt kaynakların kullanılmasından en yüksek faydanın elde edilmesidir. Ancak, mevcut kaynak arzının artırılması bu kaynakların mal ve hizmet üretiminde etkinliğinin artırılması ve kaynakların mülkiyetinin toplumda çeşitli kesimler arasında dağılımında denge sağlanması bazı ortak amaçlar arasındadır. Bu özelliklerden anlaşılacağı gibi Ekonomi Bilimi'nin kapsamı oldukça geniştir. Hatta, günümüzde Ekonomi ile ilişkisi bulunmayan toplumsal olayların çok az olduğu söylenebilir. Bununla birlikte, kapsadığı olayların özelliklerine göre Ekonomi Bilimi'nin de çeşitli bölümleri bulunmaktadır. Bu disiplinlerinden bazıları örneğin şunlardır: Mikro ekonomi, Makro ekonomi, Uluslararası Ekonomi, Ekonomik Büyüme, Para ve Banka
Ekonominin Sınıflandırılması
Ekonomi İki Temel Başlık Altında Sınıflandırılabilir;
Kayıt Dışı Ekonomi Ekonomik faaliyetlerin fiilen gerçekleşmiş olmasına rağmen bu faaliyetlerle ilgili kayıtların tutulmaması olarak nitelendirilen kayıt dışı ekonomi, kamu idarelerinin denetimi dışında kalan her türlü ekonomik işlem ve faaliyetlerdir.“Genel olarak bir tanım yapmak gerekirse, kayıt dışı ekonomi, gayri safi milli gelir hesaplarını elde etmede kullanılan bilinen istatistik yöntemlerine göre tahmin edilemeyen ve gelir yaratıcı ekonomik faaliyetlerin tümüdür”
Kayıt İçi Ekonomi Kayıt içi ekonomi resmi kayıtlara giren, kanuni belgelerle belgelendirilen, yetkili kamu organlarınca normal kurallar çerçevesinde kontrol edilen ve milli gelir hesaplamalarında dikkate alınan ekonomik işlem ve faaliyetlerin tamamıdır.
SİYASET NEDİR
Siyaset,Arapça kökenli bir kelimedir; at eğitimi, at talimi anlamına gelmektedir.
Osmanlı'da devlet geleneği için siyaset sözcüğünün "meyve" ve özellikle "kuru meyve" anlamında kullanıldığı görülmüştür.
Yunan siyasal yaşamında ise siyaset, "Polis"e veya devlete ait etkinlikler biçiminde tanımlanmıştır.
Yunanca 'poli' çok, 'tika' yüz anlamına gelen eski yunanca köklerden oluşur. Politika bilimi(Politoloji)politik hareketler ve güç edinilmesi ve kullanımı konusunu inceler.
Politika: Toplumun halka dair yaptığı tüm etkinliklerdir (Aristoteles)
SANAYİ NEDİR
Sanayi nedir? Sanayici kimdir? Sanayi, hammaddeden mamul madde meydana getirmek için yapılan faaliyetler ve kullanılan araçlar olarak tanımlanabilir. Geniş anlamda sanayi kâr sağlayıcı her türlü mal ve hizmet üretimini ifade eder. Zaten sanayi deyince akla hemen fabrika gelir. Fabrika, sanayi işlemlerinin yürütüldüğü binadır. Fabrikada hepsi birbiriyle bağlantılı olmak üzere çok sayıda işlem belli bir düzen dahilinde yürütülür. Böyle bir tesisin sahibi veya yöneticisine sanayici denir. Kural olarak sanayici kendi parasıyla yatırım yapar. Dolayısıyla kapitalist kavramına dahil edilebilir. Ancak sanayici kendisini işadamı olarak görür. Ve başkalarına iş sağlayan müteşebbis olarak tarif edilmeyi tercih eder. Nasıl tanımlanırsa tanımlansın, imalat en önemli faaliyet, sanayici de toplumda en önemli işleve sahip insan konumundadır. Tarihte devrim diye adlandırılan çok sayıda gelişme vardır. Ancak bunların hiçbiri 18. asrın sonlarına doğru İngiltere'de yaşanan sanayi devrimi kadar ferdi ve toplumu şekillendirmemiştir. Sanayi devrimi sayesinde elle yapılan üretimin yerini makinelerle yapılan imalat almış ve bunun sonucunda tarım toplumundan sanayi toplumuna geçilmiştir. Ondan sonra ekonomik ve sosyal gelişmelerin hızı ve çapı giderek yükselmiş ve bugünkü karmaşık ekonomik ve sosyal topluma ulaşılmıştır. Ekonomik faaliyetler arasında tasnif yapıldığında sanayi ile diğer sektörler birbirinden tamamen farklı işler olarak dile getirilir. Gerçekten bu faaliyetler ilk bakışta sanayiden farklı hatta sanayi ile alakasız olarak görülür. Ancak söz konusu işleri imalat sanayiinden tefrik etmenin hakikatlere ne kadar uyduğu tartışmalıdır. İmalatın özü, girdilerin çıktılara dönüştürülmesidir. Biraz daha açarsak imalat işgücü, hammadde, malzeme ve teknoloji gibi üretim faktörlerinin makine ve tezgahlarda somutlaşan imalat süreçleri vasıtasıyla mamul mala dönüştürülmesidir. Ancak A'dan Z'ye incelendiğinde sanayinin neredeyse tüm ekonomik faaliyetleri kapsadığı anlaşılır. Şöyle ki, mesela mamul üretimi için gerekli hammaddenin tedarikçiden alımı tam anlamıyla ticarettir. Ayrıca mamul malların paraya çevrilmesi, ciddi düzeyde pazarlama ve satış faaliyetini gerektirir. Bu arada uluslararası pazara yönelen imalatçı ihracatçı firmalar, otomatikman dış ticaretçi olur. Malların depolanması, istenilen yerlere zamanında ve sağlam bir biçimde nakli hep sanayiciliğin içindedir. İşletme faaliyetinin her safhasında sanayici işinin finansmanını sermaye ve dış kaynaklarla en sağlıklı bir şekilde planlamak ve yürütmek zorundadır. Zaman zaman ortaya çıkan ihtiyaç fazlası parasını likitle verimli menkul değerlere yatırması kârlılık bakımından elzemdir. Toparlarsak, üretim çalışmaları arasında yürütülen iç ve dış ticaret, pazarlama-satış, muhasebe, finans, lojistik, mali yatırım gibi işler imalatın ayrılmaz parçasını teşkil eder. Diğer taraftan imalat işinde en önemli işlerden biri dizayn (tasarım) işlemidir. Dizayn yepyeni bir mamul meydana getirmek veya mamulde işe yarar bir yenilik ortaya koymaktır. Diğer bir deyişle tasarım mutlaka yaratıcılığı gerektiren sanatsal bir uğraştır. Bu nedenle sanayiciliğin sanatı da içerdiğini söylemekte sakınca yoktur. Özetlersek sanayi, çok yönlü olumlu etkileriyle bir numaralı ekonomik faaliyettir. Bu özelliğiyle de her türlü destek ve teşvike fazlasıyla layıktır.
LİBERALİZM NEDİR
Liberalizm
Liberalizm, özgürlüğü birincil politik değer olarak ele alan bir idoloji, politika geleneği ve düşünce akımıdır. Genel anlamda liberalizm, bireylerin ifade özğürlünün sahip olduğu, din,Devlet ve kimi zaman kurumların gücünün sınırlandırıldığı, düşüncenin serbest bir şekilde dolaştığı, özel teşebbüse olanak sağlayan bir serbest piyasa ekonomisinin olduğu, hukuğun üstünlüğünü geçerli kılan şeffaf bir devlet modeli ve toplumsal hayat düzeni hedefler. Devleti bir gece bekçi,si modeli olarak görmektedir.Devlet sadece bireylerin güvenliğini korumakla ve onların refahını sağlamakla yükümlüdür.Ekonomik anlamda kapital ekonomiyi benimser.Mülk edinme esasına dayanır.Devletin ekonomiye müdahalesi sadece bir görünmez eldir.Devlet müdahalesindeki temel amaç rekabet edilebilir ortamı sağlamaktır.Ekonomi ve maliye politikalarına gerek yoktur.Zaten serbest piyasa ekonomisi kendiliğinden ekonomi dengesini sağlar.Liberallerin en buyuk korkusu devletin birey karşısında güçlü konuma gelmesidir."Bırakınız gitsinler bırakınız yapsınlar" genel sloganıdır.
22.03.2007 ORKUN KÖKSOY LDP İZMİR İL BAŞKANI
05:23, 2007-Mar-28
.. Kategori
.. Link
22/03/2007
Yaklaşan Cumhurbaşkanlığı Seçimleri öncesinde birçok kişi , kurum ve kuruluşlar , siyasi partiler görüşlerini ifade etmektedirler.
Bizde Liberal Demokrat Parti olarak görüşümüzü sizlerle ve halkımızla paylaşmak istiyoruz. Demokrasiden bahsedeceksek ; demokrasinin evi , kalesi Türkiye Büyük Millet Meclisi olmalıdır. Anayasamız ‘ da da Cumhurbaşkanı ‘ nı TBMM ‘ nin seçeceği ve hangi şartlarla seçeceği bellidir.
Buraya kadar her şey güzel. Ancak Meclisimizin halkın iradesini yansıtması gerekmektedir. Bu gün sandalye dağılımına baktığımızda , bunun hiç de böyle olmadığı apaçık ortadadır. Sadece 2 yada 3 farklı fikrin , 80 milyonluk bir ülkenin fikirlerini yansıttığını söylemek hata olur. Her ne hikmetse , tüm partiler seçim öncesi meydanlarda nutuklar atarak , Seçim Kanunu ‘ n değişmesi gerektiğini söylerler ama o koltuklara oturunca , diğer verilen bir çok sözler gibi bunu da unuturlar.
Sayın Abdullah Gül seçim öncesi televizyonlardan , vergilerin ve ssk primlerinin yüksek olduğunu, esnaf ve işadamlarının bu yüklerin altında ezildiğini , bunları mutlaka indireceklerini söylemişti. Benzinin mi vergisi düştü ? Kdv nin mi yoksa Ötv nin mi oranları düştü ? Aksine bahsettiklerimizin hepsi , arttı. Sorsanız seçim kanunun şu virgülünü , bu noktasını değiştirdik derler. % 10 barajını değiştirdiniz mi? Zaten 10 milyona yakın seçmen oy kullanmaya bile gitmedi. Bu da halkımızın yapmış olduğu en büyük hatadır. Bir bireyin elinde bulunan en büyük güç oy kullanmaktır.
Ama ne yazıktır ki , insanımız apartman toplantılarına bile gidip, yaşadığı mekanla ilgili alınacak kararlar için oyunu kullanmıyor. Ondan sonra da apartman yöneticisine bu böyle olmaz , apartmanımızın gidişatı felaket gibi sözler sarf ediyoruz. Tıpkı şu an yaptığımız gibi ; ekonomi iyi değil , demokrasimiz dünya standartlarında değil , işsizlik ve açlık var deriz ama bunları oy kullanmadan söyleriz. Cumhurbaşkanlığı Seçimi konusunda halkımıza sadece geçmiş olsun demekten başka söylenecek bir şey şu an için yok.
Halkın iradesinin Meclisimize yansımasını istiyorsak , bari genel seçimlerde hepimiz oyumuzu kullanalım, eşimizi dostumuzu bu konuda uyaralım.
Bu arada (gerçek) sivil toplum örgütlerine de çok iş düşmekte; onlarında bu konuyu ve en önemlisi , % 10 barajının düşürülmeden halk iradesinden bahsedilemeyeceğini anlatmaları gerekiyor.
Genel Başkanımız Sayın Cem Toker ‘ in , 10 dan fazla siyasi partiye götürdüğü ; gelin düşünce farlılıklarımızı bir kenara bırakalım , Cumhuriyetimiz için seçimde ittifak yapalım çağrısına olumlu cevap verenleri , tarih doğru , isabetli ve sorumlu bir karar olarak değerlendirecektir.
Kısacası , Kanunlar çerçevesinde mevcut Meclisimizin Cumhurbaşkanını seçmesinde hiçbir sorun yok ama sorun halkın çok küçük bir kesiminin iradesini yansıtan bir Meclisin bu seçimi yapmasındadır. Bu da bizim ve halkımızın büyük bir çoğunluğuna derin üzüntü vermektedir.
İL BAŞKANI ORKUN KÖKSOY
LİBERAL DEMOKRAT PARTİ İL BAŞKANLIĞI
ADRES : GAZİ BUL.NO:116 / 504 - İZMİR
|